CHP Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne partisinin sunduğu muhalefet şerhini paylaştı. Yargı mekanizmalarının siyasi mühendislik aracına dönüştürüldüğünü vurgulayan CHP, partiye yönelik tesis edilen 'mutlak butlan' kararına şerh metninde şu sözlerle tepki gösterdi:
“Cumhuriyet ile yaşıt köklü bir siyasi kurum olan Cumhuriyet Halk Partisi hakkında tesis edilen mutlak butlan kararı, hukuki güvenlik ilkesini tamamen ortadan kaldıran, açık ve tartışmasız biçimde siyasi saiklerle verilmiş bir hükümdür. Bir mahkemenin, demokratik usullerle seçilmiş olan Genel Başkan Özgür Özel’in meşruiyetini yok sayarak ‘Sen Genel Başkan değilsin, yerine başkasını atadım’ şeklinde bir tasarrufta bulunması kabul edilemez bir yetki aşımıdır. Ülkenin bir hukuk devleti olma iddiasını sürdürebilmesi, yargının bu tür antidemokratik müdahalelerden menedilmesini zorunlu kılmaktadır.”

Şerhte, mutlak butlan kararında mahkemelerin oynadığı role ve Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) anayasal yetkilerini devretmesine özel bir parantez açıldı. İktidarın asıl amacının kendi varlığını garanti altına almak olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
“YSK’nın anayasal rolünü reddederek geri çekilmesi tahribatı katmerleştirmektedir. YSK, genel mahkemelerin siyasallaşmış HSK baskısıyla ürettiği bu siyasi kararlara karşı, 'Burası seçim yargısının alanıdır, genel mahkemeler siyasi partilerin kurultay ve yönetim meşruiyetine müdahale edemez' diyerek net bir barikat örmek zorundaydı. YSK’nın bu hukuki tecavüze sessiz kalması, anayasal yetkilerini fiilen devretmesi ve kendi hukuk alanını korumaktan imtina etmesi anlamına gelir. Seçim yargısının bu pasif tutumu, iktidarın HSK eliyle dizayn ettiği genel mahkemeleri birer siyasi operasyon aygıtı olarak kullanmasının önünü açmıştır. Sonuç olarak; genel mahkemelerin seçim hukukuna ilişkin bir alanda ‘mutlak butlan’ gibi ağır bir kararla genel başkanlık makamını ve kurultay iradesini yok sayması hukuken yok hükmündedir.
Söz konusu mutlak butlan kararı; devletin tüm imkanlarını ve
seçim takvimini siyasi ikbal doğrultusunda dizayn etme, potansiyel
rakipleri yargısal manipülasyonlarla saf dışı bırakma ve mevcut iktidarı
garanti altına alma arayışının bir ürünüdür. Otuz yıllık diplomaların
iptal edilmesi, siyasi rakiplerin zindanlara mahkum edilmesi ve
nihayetinde ana muhalefet partisine kayyım atanması girişimleri,
iktidarın hükümranlığını bir gün daha uzatma inadının somut
neticeleridir. Her ne kadar mevcut siyasi iktidar tarafından 'Biz bu
yargısal sürecin hiçbir yerinde yokuz' şeklinde beyanlarda bulunulsa da,
bu kararın arkasında duran asıl siyasi irade ve mühendislik planı tüm
açıklığıyla ortadan durmaktadır.”
CHP'nin hazırladığı metinde, Avrupa Parlamentosu’nun Haziran 2026 tarihli Türkiye Raporu’na da atıf yapıldı. Raporun, Türkiye’de kurumsallaşan antidemokratik tutumu göz önüne seren bir ayna niteliğinde olduğunu belirten CHP, yargının yürütmeye nasıl bağımlı hale getirildiğini şu cümlelerle aktardı:
“AP 2026 Raporu’nun ortaya koyduğu tablo; Türkiye’de yargı bağımsızlığının yok edildiği, anayasa ve uluslararası hukuk normlarının hiçe sayıldığı, muhalif liderlerin ve seçilmiş belediye başkanlarının cezaevine gönderilerek siyaset dışı bırakıldığı totaliter bir yönetim pratiğidir. Kopenhag Kriterleri’ni tamamen dışlayan bu antidemokratik tutum, Türkiye’nin AB üyelik sürecini kalıcı olarak rafa kaldırırken, ülkeyi hem içeride hem dışarıda büyük bir meşruiyet ve hukuk krizine sürüklemektedir.
Türkiye’de yargı düzeni, uzun süredir ‘reform’ adı altında yürütülen müdahalelerle kurumsal bütünlüğünü kaybetmiş, hukukun üstünlüğünü esas alan anayasal çerçeveden sistematik biçimde uzaklaştırılmıştır. Saray iktidarının Meclis’e getirdiği on bir yargı paketinin hiçbiri, demokratikleşmeyi, özgürlükleri veya temel hak güvencelerini güçlendiren bir sonuç üretmemiş; aksine her paket, siyasal denetimi genişleten, yargıyı yürütmeye bağımlı hale getiren ve yurttaşların hak arama yollarını daraltan düzenlemelerle somutlaşmıştır. Yargı Reformu Stratejisi, İnsan Hakları Eylem Planı ve benzeri belgeler, uygulanmayan, etkisiz ve sonuç üretmeyen metinler olarak kalmıştır. Siyasi iktidarın hukuk devleti anlayışı değişmediği için her düzenleme, reform değil tahakküm aracı haline gelmiştir. Bu süreçte Anayasa ve AİHM kararlarının sistematik biçimde uygulanmaması, normlar hiyerarşisinin fiilen ortadan kalktığını ve anayasal düzenin askıya alındığını göstermektedir.”
Şerhin sonuç kısmında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yürütülen soruşturmalar ve muhaliflere yönelik sistematik baskılar hedef alındı. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı üzerinden yargı bağımsızlığının aşındırıldığı vurgulanan metin, şu tespitlerle son buldu:
“Yargı bağımsızlığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı ve uygulamalarıyla ağır biçimde aşındırılmış; hukuka uygun karar veren hakimlerin sürgün niteliğindeki atamalarla cezalandırıldığı, savcıların siyasi takvime göre hareket ettiği bir düzen yerleşmiştir. Ceza muhakemesinin temel güvenceleri çökertilmiş; tutuklama ve gözaltı tedbirleri somut delilden bağımsız şekilde cezalandırma aracına dönüştürülmüştür. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, siyasal katılım hakkı ve savunma hakkı doğrudan hedef alınmış; gazeteciler, öğrenciler, avukatlar ve muhalif siyasal aktörler sistematik baskıyla karşı karşıya bırakılmıştır.
İBB soruşturması, iddianamenin yapısı, hukuki dayanak eksikliği, siyasi takvime bağlı ilerleyişi ve savunma makamına yönelen tehditler, Türkiye’de yargının siyasal rekabeti şekillendirmek için kullanılan bir araç haline getirildiğini açıkça ortaya koymuştur. CHP’ye yönelik kapatma iması da aynı yönelimin parçasıdır; çok partili demokratik düzeni hedef alan, siyasal alanı daraltmayı amaçlayan bir müdahaledir. Tüm bu göstergeler, Türkiye’de yargıdevlet ilişkilerinin hukuki değil siyasi saiklerle kurulduğunu ve yargının anayasal rolünü yerine getiremediğini kanıtlamaktadır. Bu nedenle hazırlanan muhalefet şerhimiz, yalnızca mevcut kanun teklifine yönelik bir itiraz değil; çökmüş bir yargı düzenine karşı tarihsel bir kayıt ve demokratik hukuk devleti idealinin savunusudur.
Türkiye’nin ihtiyacı, paketlerle makyajlanan düzenlemeler değil; Anayasa’ya sadakati esas alan, kuvvetler ayrılığını kurumsallaştıran, yargıyı yürütmenin gölgesinden çıkaran, temel hak ve özgürlükleri evrensel standartlarda güvence altına alan gerçek bir demokratik dönüşümdür. Mevcut siyasal iklimde bunun mümkün olmadığı açıktır; fakat hukuk devleti iddiası, ancak bu çöküşün tüm aşamalarının kayda geçirilmesi ve toplumsal hafızaya yerleştirilmesiyle yeniden inşa edilebilir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sunduğumuz bu şerh, işte bu tarihsel sorumluluğumuzun bir gereğidir.”
Davet usulüyle yapılan ihalelerin aranan ismi: AKP'li belediyenin 'şark köşesi' ihalesi AKP'liye gitti46 izlenme
Yenidoğan Çetesi'nin üçüncü duruşmasında Opera bebeğin babası konuştu50 izlenme
Camiler ibadet yeridir oyun alanı değildir!22 izlenme
Teğmenler hakkında asılsız provokasyon! Avukatlardan açıklama geldi37 izlenme
Milyonlarca emeklinin promosyon hayalleri suya düştü!63 izlenme
AKP'nin vatandaşı getirdiği nokta marketlerde 'Patates ve soğana hücum !'596 izlenme
AKP Gençlik Kolları Başkanı'nın mesajları ortaya çıktı, hesabını kapattı!63 izlenme
Osman Kavala ve Sedef Kabaş kararlarını veren hâkim Furkan Bilgehan Ertem'e terfi!49 izlenme
Arşiv unutmaz ! AKP'li Tuğrul Türkeş 'Erdoğan toplumu kışkırtıp kamplara bölüyor. Haram parayla imam hatip, cami yapıyor. Haram haram haram !'
Üsküdar Belediyesi'nde çalıştığı ortaya çıkan Yeni Akit yazarı, görevden uzaklaştırıldı!
Almanya’da elektrik kullanmaları için para ödeniyor!
Art arda yapılan zamların ardından bu sefer motorine indirim geliyor.