İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı 92 kişinin tutuklu olduğu İBB davasında yedinci hafta kapsamında 26. duruşma bugün Silivri'de görülmeye devam ediyor. Halk TV muhabiri Gamze Altunay'ın aktardığı bilgilere göre; bugünkü duruşma Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatının savunması ile başladı. İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, duruşmaya verilen aranın ardından savunmasını yapıyor.
DURUŞMA SALONUNDA 'ETKİN PİŞMANLIK ÖDÜLÜ' BELGESİ
Pehlivan savunmasına devam ederken İBB Davası'nda bugüne kadar etkin pişmanlık ifadesi verip tahliye olanların sıralı listesini ekrana yansıttı. Belgede 'Etkin pişmanlık ödülü' ifadesi yer aldı. Pehlivan, savunmasında şu ifadeleri kullandı:
"Sahte olduğu bilinen bu gizli tanık ve tanık ifadeleri, 19 Mart 2025’te 101 kişinin gözaltına alınması ve 48 kişinin tutuklanması için kullanıldı. Mevcut iddianame kapsamında ise 232 kişinin hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığı ve 160 kişinin tutuklandığı görülüyor. Toplamda ise 402 kişi bu asılsız suçlamalarla sanık haline getirilmiş durumda.
Peki haklarında en ufak somut bir delil olmaksızın sadece şoför oldukları için gözaltına alınıp tutuklanan arkadaşlara ne demeli? Savcılığın dedikodu peşine düşmesi yeterince utanç verici değilmiş gibi bunu bile insanları tutuklamadan yapamaması ne kadar aciz durumda olduklarını göstermiyor mu?"

ŞOFÖRLER HAKKINDAKİ TUTUKLAMA GEREKÇESİ
Pehlivan, şoförler hakkındaki sulh ceza hakiminin tutuklama kararını duruşmada okuyarak savunmasına şöyle devam etti:
“Şüpheliler Hüseyin Yurddaş, Kadir Öztürk, Sabri Caner Kırca ve Mustafa Bostancı'nın çıkar amaçlı suç örgütü üyeleri ya da yöneticisi olan şahıslardan Fatih Keleş, Kadriye Kasapoğlu, Murat Ongun ve İbrahim Özkan isimli şahısların şoförlüğünü yaptıkları; ...‘işverenleri ile birlikte uzun süredir ve güvene dayalı olarak çalıştıkları nazara alındığından söz konusu para, telefon ya da tabletlerin suçtan kaynaklanan malvarlığı olduğunu bilmeyecek olmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu,”
"Şimdi savcılığın sulh ceza hakimine dayatıp tutuklama gerekçesi haline getirdiği ve iddianameye kadar taşıdığı bu akıl yürütmeye biraz yakından bakalım" diyen Pehlivan, şu maddeleri sıraladı:
Hakim her nasılsa o dönem haklarında iddianame dahi düzenlenmemiş olan Fatih KELEŞ, Kadriye KASAPOĞLU, Murat ONGUN ve İbrahim ÖZKAN’ı çıkar amaçlı suç örgütü üyesi/yöneticisi olduğuna kanaat getirmiş,
buradan hareketle şoför arkadaşların “işverenleri ile birlikte uzun süredir ve güvene dayalı” çalışmalarını bir şüphe sebebi olarak nitelendirmiş,
sadece “söz konusu” olan fakat ortada olmayan para, telefon ya da tabletler suçtan kaynaklanan malvarlığıdır demiş,
işin çığırından çıktığı nokta tam da burası zira tüm bu suçlamalara dayanak yapılmaya çalışılan Bayram Yıldırım’ın ifadesinde paranın, telefonun, tabletin nereden geldiğine dair en ufak bir detay dahi yok... yani “suçtan kaynaklanan” nitelemesi tamamen savcılığın ve hakimin hayal ürünü, hangi suçtan? ne zaman? ne kadar? hiçbirisinin cevabı yok...
Fakat savcılığın telefona, tablete olan merakı herkesin malumu, Bayram Yıldırım’ı 11 gün tutuklu tuttuktan sonra kolinin içinde “ 7 adet telefon, 7 adet tablet ve 7 adet klavye” olduğu bilgisini söküp almışlar...
Savcılık hemen “suçtan kaynaklandığını iddia ettiği bu malvarlığının” peşine düşmüş ve bingo işte savcılığın iddiasına göre Mustafa Bostancı’nın ikrarı: “ofise şehit aileleri ya da yardıma muhtaç öğrenciler gelip giderdi. Bu kişilere bahse konu kutu içerisinden tablet veya telefon teslim ediliyordu.”
Peki cevaplanması gereken soru neydi? hangi suçtan? ne zaman? ne kadar para kazanıldı? Yok, çünkü önemli değil, çünkü bir soruşturma faaliyeti yürütülmüyor.
Bakın bu mesele iddianamede Eylem 18 başlığında işleniyor ve şoför arkadaşlara yönelik suçlama “suç gelirlerini aklama faaliyetinde taşıyıcı zincirde yer almak”; “suç geliri” dedikleri nasıl temin edildiği ile ilgilenmedikleri “ 7 adet telefon, 7 adet tablet ve 7 adet klavye”; aklama dedikleri şehit aileleri ya da yardıma muhtaç öğrencilere yardım...
Başta da dediğimiz gibi iktidarın gözünde en büyük suç işte tam olarak bu. İddianamenin her yeri bu tarz yardım işlerinin suç olarak nitelendirilmesiyle dolu... Bunun yapılmış olma ihtimalinin bile siyasi iktidarın gözünün dönmesine neden olduğunu görebiliyorum..."
İDDİANAMEDE ADI GEÇMEYEN 4 TUTUKLU
Savunmasında tutuklu bulunan diğer dört isme de değinen Pehlivan, şu bilgileri verdi:
"Son olarak bahsetmem gereken ciddi ve çözülmesi gereken acil bir sorunumuz daha var. Recep Cebeci, Zekai Kırat, Doğukan Arıcı, İlkay Onok da benzer şekilde sadece “işverenleri ile birlikte uzun süredir çalıştıkları” gerekçesiyle tutuklanan diğer şoför arkadaşlar...
Bu soruşturma kapsamında, sözde örgüt üyesi olmak ve örgüte yardım etmek suçlamasıyla tutuklandılar fakat adları iddianamenin tek bir yerinde dahi geçmiyor...dosya sanığı değiller ...suçlandıkları münhasır olaylar da yok yani anlayacağınız rehin tutuluyorlar... peki ne için?"
160 TUTUKLUDAN 60'ININ TAHLİYE SÜRECİ
Pehlivan, dosya kapsamında tutuklanan 160 kişiden 60'ının tahliye edilme sürecine ilişkin istatistikleri paylaştı:
"Dosya kapsamında tam 160 kişi bu ve benzeri akıl almaz kararlarla keyfi şekilde tutuklandı. Peki bu yasadışı tutuklama kararlarıyla elde edilmek istenen sonuç neydi?
Elimizde buna cevap olabilecek ilginç bir istatistik var. Tutuklu 160 kişiden 60’ı soruşturma devam ederken tahliye ediliyor. Keşke savcılık en azından bazı kişiler için yaptığı hatayı anlamış da tahliye etmiş diyebilseydik fakat o iş öyle değil.
İlk aşamada tutuklanıp soruşturma sürecinde tahliye edilen bu 60 kişinin neredeyse tamamının ortak özelliği ilk ifadelerini savcılığın beklentisi doğrultusunda değiştirmeleri... ve “etkin pişmanlık” kapsamında ifade vermeleri... işte bu tablo tutuklama kararlarının gerçek amacını net bir şekilde ortaya koyuyor...İtirafçı yapmak...
Ya bunlar savcılık değil ilahi bir makamlardı ve asla yanılmaz ilahi işlemler icra ediyorlardı ya da itirafçı üretmek için tutuklamaya başvuruyorlardı. İki seçenekten biri. Üçüncü bir seçenek yok. İlahi bir makam olduklarını düşünüyorlarsa naçizane uyarım şu ki, yanılmazlık Allah’a mahsustur."
