İBB davasında 100’üncü gün sona erdi: İmamoğlu "İstanbul’da 85 milyar dolarlık yağma yapıldı"
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, 100'üncü gününde devam etti.
53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda görülüyor. İmamoğlu'nun dört gün sürmesi beklenen savunmasının 3’üncü gününde. Çarşamba günü başladığı savunmasını bugün tamamlaması, ardından çapraz sorgusu ve avukat savunmalarının başlaması bekleniyor.
Tutuklu sanıklar salona getirildi. İzleyiciler, Ekrem İmamoğlu çıkınca, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” diye slogan attı. Bazı yurttaşlar mesafeden dolayı dürbünle seyretmeye çalıştı. Bugün İYİ Parti Milletvekili Buğra Kavuncu, DEVA Partisi Milletvekili Sadullah Kısacık, Saadet Partisi Milletvekilleri Bülent Kaya ve Birol Aydın, DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın ile Yeşil Sol Parti Genel Başkanı Ahmet Asena duruşmayı takip etmek için salonda bulunuyor.
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU İLE SELAMLAŞTI
İmamoğlu, salondan ayrılırken duruşmayı takip eden İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu selamlayarak“Müsavat Başkanım çok teşekkür ederim, desteğiniz çok kıymetli, dostlukla kucaklıyorum sizi”dedi.
İzleyici sıralarındaki Dervişoğlu ise İmamoğlu’na “Her zaman yanındayım. Her zaman” diye seslendi.
DURUŞMA SONA ERDİ
İmamoğlu, savunmasının son bölümünde siyasete giriş süreci ve ailesi hakkında konuşmaya devam ederken “Ben, Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığımı, en son aileme ikna edebildim. Bana teklif geldiğinde bir ay ikna görüşmeleri yaptım, istemediler. Çünkü söz vermiştim: Bir dönem, iki dönem Beylikdüzü'nde, bir dönem daha yapıp bırakacağım diye söz vermiştim. Eşim istemedi, ailem istemedi” ifadelerini kullandı.
Daha sonra ise İmamoğlu, savunmasında çok az bir kısım kaldığını ve bu kısma yarın devam edebileceğini belirtirken mahkeme başkanı talebi onaylayarak “Yarın 10.30 gibi savunmanızla devam edelim, daha sonra sorguya geçelim” dedi. Bunun üzerine duruşma günü sona erdi.
İmamoğlu, savunmasını yarın dördüncü gününde tamamlayacak, ardından çapraz sorgusu ve avukat savunmalarının ardından ikinci celse kapanmadan hemen önce bir tutukluluk incelemesi daha yapılacak.
İMAMOĞLU SAVUNMASINA DEVAM EDİYOR
Aranın ardından İmamoğlu, diğer tutuklularla birlikte tekrar salona geldi.
YENİ Parti lideri Özgür Özel ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da beraberlerindeki çok sayıda siyasetçiyle salondaki yerini alırken İmamoğlu, savunmasına kaldığı yerden devam etti.
İddianame ve dava süreciyle ilgili eleştirilerine devam eden İmamoğlu’nun ilk sözleri şöyle oldu:
“Bir şafak baskını, hatta sahur baskını gördük. Soru sorulmadan geçen 4 gün, herkese açık, savunmaya kapalı bir soruşturma gördük. 'Tutukla, aileyi al, şablonu koy, kapıyı aç' diye işleyen bir itirafçı düzeni gördük. Bir partinin kapatılmasıyla biten bir ceza iddianamesi gördük. Bir belediyenin teşkilat şemasından çıkartılmış bir örgüt şeması gördük.
Ve 560 milyardan 160 milyara, 160 milyardan sıfıra inen bir rakam gördük. Devlet projesinin yüklenicisine yazılmış bir maden zararı gördük. Borcunu ödediği için dolandırıcılıkla suçlanan bir yönetim gördük. Kamuya yarım milyar lira kazandırdığı için rüşvetle suçlanan bir ihale iptali gördük. Zamanda geriye akan paralarla uydurulan bir iftiraname gördük. Müştekinin memurundan bilirkişi gördük. Kapanan mikrofonlar, yazılmayan cümleler, değişen hakimler ve bütün bunların bedelini cezaevlerinde ödeyen yüzlerce insan gördük.
Hükmümü söylüyorum: Bu dosyada suç yok. Bu dosyada siyaset var, sandık var, milletin iradesi var. O iradeyi bir ceza dosyasıyla yenmeye çalışan acz içindeki insanlar var.”
DURUŞMAYA İLK ARA VERİLDİ
İmamoğlu’nun savunması sürerken duruşmaya ilk ara verildi.
DURUŞMA BAŞLADI
İmamoğlu, saat 12.00 itibarıyla başladığı savunması öncesinde yağış sebebiyle hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi.
İmamoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Üçe çıktığını öğrendim kısıtlı imkanlarla. Kaybolanlar var. Umarım kayıplar bulunur. Vefatlara çok üzgün olduğumu ve başsağlığı dileğimi iletmek istiyorum. Her afet sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak üretmek senkronize halka hizmet etme sorumluluğunu taşımak zorunluluğunu hatırlatmalı. AK Parti Üsküdar Meclis Üyesinin vefatını öğrendim. Ailesine baş sağlığı diliyorum. AK Parti teşkilatına da rahmet başsağlığı diliyorum."
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimleri hakkında konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:
"Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ne yazık ki 2024’ten bu yana yani bir buçuk yıl içerisinde dördüncü kez seçildi. Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak hatta devre dışı bırakmak müdahalesinin kötü mücadelenin tezahürü. Dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye’nin birinci partisi olup pek çok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetici arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı biz katılmayız rakip çıkaracağız dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize aldık. Ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim. 19 Mart darbesinden sonra Zeydan Karalar seçilmişti.
Ona da operasyon yapıldı. Hapiste birlikteydik. Tahliye oldu görevine dönemedi. Onun yerine Vahap Seçer Belediye başkanımız seçildi. Ne yazık ki geçen hafta aynı usulle şafak vakti ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve dördüncü kez Eskişehir BB Başkanımız kıymetli Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi. Türkiye’deki hükümet yargı eliyle görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Muhalefet de sonuna kadar direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var. Karşısında da milli iradenin dayanışması ve direnişi vardır. Artık bir arada durmak, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Ayşe Hanım’ı tekrar tebrik ediyorum."
İmamoğlu, daha sonra savunmasını şöyle sürdürdü:
"Özellikle saygı değer basınımızın yandaş basının iyi dinlemesini isterim. Bizimle ilgili iddialar atılıyor. Ortada sadece beyan var. Ortada bir delil yok. 7 ay bitti ve buradayız. Üzerine şu ekranda bir tek delil, ses kaydı, somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar… bir tek delil, somut bilgi belgeyi paylaşmadılar. Sadece dedikodu. Ama ben İBB Başkanı seçildikten hemen sonra arkadaşlarımın elde ettiği veriler üzerinden somut araştırmalar elde ettiler. Bir tablo yansıtmak istiyorum.
"BİZİM ŞİKAYET ETMEMİZE ENGEL OLDULAR"
Evet, şimdi AK Parti döneminde yani seçilmemden hemen önceki dönemde burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli, teftiş kurulumuzun somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33’ü listede var. Onları ayırdık çünkü ne yazık ki bizim için gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakın bu Türkiye Cumhuriyeti dahilinde hiç olmadı, İçişleri Bakanı bu belgeleri bizden aldı, el koydu ve ben soruşturacağım dedi. Bizim şikayet etmemize engel oldular. 64’ü hakkında suç duyurusunda bulunduk, 146’sı da bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın bedeli 2 buçuk milyar dolardır.
İçişleri Bakanlığı daha önce görülmemiş şekilde İBB Müfettişlerimizce yürütülen dosyalara el koydu. Bu tarihte görülmüş bir şey değil. 2 buçuk milyar dolarlık usulsüzleri ispat eden raporlar… Büyük bir kısmı zamanaşımına uğratılarak kovuşturmaya yer yok kararı vermesi çürümedir, keyfiliğin zirvesidir. Beni ve yol arkadaşlarımı da ifade ettiğim gibi hiçbir delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar. Milletliğimiz bu ikiyüzlülüğü görüyor.
Bir sonraki görsele geçelim. Bu çok enteresan. 34 Ekim 2016’da Başakşehir’de askeri alan niteliğinde bir özel mülk. O günün kuruyla 13 buçuk milyon dolar karşılığı bedelle İBB tarafından satın alınıyor. Bakın askeri alanın içinde. Bakın hemen alt köşede yeşilin içerisinde (tablodan gösteriyor) arazi kamulaştırılıyor. Müfettiş raporunda söz konusu taşınmazın doğrudan temin yoluyla satın alındığı taşınmaz malik vekillerin eski Maltepe ilçe başkanı olduğu, isimleri vermiyorum medya temin eder, taşınmaz bedelinin doğrudan onun hesabına gönderildiği, söz konusu taşınmazın askeri stateji alan olarak fonksiyonlandırılmış olduğu, İBB hizmetlerinde kullanılmasının mümkün olmadığı…
Ben yedi yıldır başkanım, İBB’nin askeri bir birliği yok, gücü yok. Askeri strateji alan diye görünen yer kamulaştırılıyor. Ayrıca AK Parti İBB yönetimi hiçbir şekilde kullanamayacağı araziyi 13 buçuk milyona alıyor. 2021’de müfettiş arkadaşlar gayrimenkul değerlendirmesi yapıyor. 2 milyon dolar o günkü kurla. Özetle, 13 buçuk milyon dolara alınan arazinin gerçek değerinin beş yıl sonra 2 milyon dolar olduğu ortaya çıkıyor. Bakın 11 buçuk milyon dolar. Kaldı ki aslında 13 buçuk milyon doların tamamı kamunun kasasından, milletin kasasından, sırf AK partili olduğu için… Askeri bir yeri İBB neden alsın? İBB’nin hiçbir işine yaramaz bu. Stratejik askeri alan. Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok.
BİRİLERİNİN CEBİNE 37 MİLYON DOLAR PARA AKTARILMIŞ
Bir sonrakine geçelim. KİPTAŞ arsa alımı. Bu çok enteresan. Birilerinin cebine 37 milyon dolar para aktarılmış. Dört günde. Kör göze parmak mı soktu, kol mu soktu, bu nasıl yapıldı bilinmez. Bahçeşehir’deki bir firmadan 7 Ocak 2016’da 49 buçuk milyon TL bedelle İBB ile yani KİPTAŞ ile başka bir ilişkiye geçecek firmaya satılıyor. Sadece dört gün sonra 11 Ocak’ta tam 130 milyon liraya KİPTAŞ’a satıyor. Burada dikkatinizi çekmek istediğim şu: Satın alan aldırılan firma yalnızca dört gün sonra, tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar. Yani bir firma araziyi alıyor, sadece dört gün sonra üç katına araziyi satıyor. Ve kime, İBB’ye. Yani kurnazlar göz göre göre kazık atıyor aradaki farkı cebe indiriyor. Süper ticari deha. Gerçek ne? Arada birileri muazzam zenginleşiyor. Arazi ise yine fahiş fiyatla KİPTAŞ’a aktarılıyor. Dedikodu değil, somut değil. Güncel kurla 1 buçuk milyar liraya yakın. Vatandaş artık zaten milyarı katrilyonu falan anlamıyor yani.
Sonuç mu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer yok kararı veriyor. Ve çok enteresandır bu firma hemen o günlerde hükümete yakın bir vakfa yurt yapıyor. Başka şeyler de var. KİPTAŞ kazık atıyor.
"İÇİŞLERİ BAKANI EL KOYUYOR"
Fatih Vatan Caddesi’ne gelelim… İBB, 2017 yılında 430 milyon TL’ye o zamanın kuruyla 119 milyon dolara Metal Yapı’dan satın alıyor burayı. Bu firmanın 2011’de burayı Fatih Belediyesi’nden alırken ödediği para 13 milyon dolar. Bu firma burayı belediyeden aldıktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisince imar planları değişikliği yapılarak arazinin değerlenmesi sağlanıyor. Sürecin planlı bir şekilde yürütüldüğünü, firmanın yönetim kurulu başkanının dilekçelerinden anlıyoruz. Bu dilekçelerde firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağı ve bu işlemlerin Cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan görüşmelerde kararlaştırılacağı belirtiliyor. Belgeyle anlatıyorum size. Bu dosyaya İçişleri Bakanlığı tak diye el koyuyor. Sayın Cumhurbaşkanı ne diyecek merak ediyorum. Bizzat onayıyla 106 milyon dolardan fazla İBB’nin kasasından para çıkıyor. Ne güzel hayat değil mi?
Bakın devlette bakanlık yapmış birisi, seçime iki üç gün kala, bilgi işlemle ilgili bir işi, yapılmamış bir işi, o zaman genel sekreter yardımcısıyken, yapılmış diye imzalıyor. Çok enteresan, belli ki seçimde ihtiyaç var. 154 milyon lirayı, 8 Nisan 2019’da, henüz benim mazbatam verilmediğinde… 31 Mart’tan hemen sonra, bakanlık yapmış kişinin imzasıyla, o parayı ödetiyor. Bizim arkadaşlarımız geldiğinde böyle bir işin yapılmadığını tespit ediyor. Savcılık buna kovuşturmaya yer yok kararı veriyor. Nasıl biliyor musunuz. Meşhur bir bilirkişi varya, bu dosyada da o var. Her şeye karar verebiliyor. Bilgi işlem mi? Onu da halleder. Ticareti de biliyor. Bilmediği iş yok. İşte ahtapotun kolu bu. Ben demedim bunu. İlk kimin dediğini hatırlıyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı dedi. Ahtapotun kolunu ben bilmem bir tek balık lokantalarında biliyorum. Dünya alem biliyor dertlerinin yolsuzluk olmadığını. İstanbul’da çıkalım Türkiye’yi gezelim yağma diyelim yolsuzluk, rant diyelim herkesin aklına gelecek kişi, kurum ve partiyi ben biliyorum. En az yüzde 80. Bu kadar iddialı konuşuyorum.
İMAMOĞLU’NDAN MURAT AĞIREL TEPKİSİ
İmamoğlu, savunmasında bahsettiği yolsuzluk dosyaları üzerinden, gazetemiz yazarı Murat Ağırel’in gözaltına alınmasına da tepki gösterdi. İmamoğlu ilgili kısımda şu ifadeleri kullandı:
“Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. 7 yıllık dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur. Neler neler konuşuruz.
Ama ben bunları dediğimde iddia makamı duyar mı, savcılık duyar mı? Duymaz! Duymaz, biliyorum. Böyle bir derdi yok. Şu andaki dertleri muhalefet ya da Ekrem İmamoğlu. Başka bir dertleri yok. Muhalifler, Halk TV. Murat Ağırel ayağı kelepçeli, sabah gene gitmişler evinden, yok fonla ilgili gözaltına almışlar. Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu? Ama gariban Murat Ağırel'i hem kelepçeli eve koy hem de git sabahın köründe evinden gözaltına al. Aymazlık bu, aymazlık! Bu büyük bir mesele.
Onun için tekrar ediyorum, ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80'ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır.”
“BİLİRKİŞİLER DOSYANIN SIĞINDIĞI TEK DUVARDI”
İmamoğlu, İBB Davası’nda suçlamalara dayanak olan gösterilen bilirkişi raporlarına da tepki gösterdi. Raporların bilinçli olarak aleyhlerine yazıldığını savunan İmamoğlu şöyle konuştu:
“Sipariş bir bilirkişilik yaşadı bu dosya, sipariş. Çünkü ihtiyaç vardı. İtirafçılar birer birer dağıldı. Kendi sözleri hiçbir işe yaramadı. Geriye iddianamenin sığındığı bir duvar var; bilirkişi. Ve bu konuda arkadaşlarım çokça bilgi belge paylaştı. Usulsüzlüğün varlığı baştan kabul ediliyor ve bilirkişiye yalnızca bulmak düşmüş. Bir bilirkişiye neyi bulacağı önceden söylenirse, o artık bilirkişi değil kâtiptir, kâtip. ‘Söyleneni yaz kızım, söyleneni yaz oğlum’ demektir.
Bir müdafi bu yöntemi tek cümleyle anlattı: "Ekrem İmamoğlu'nun katil olduğuna karar verdik, gidin bize ceset getirin." Kâtip kendisine söyleneni yazmış. İşler birleştirilmiş, rapor "Rekabet kısıtlandı" diyor; işler bölünmüş, aynı rapor "Bütünlük bozuldu" diyor. Birleştirmek suç, bölmek suç; doğru ne? Rapor söylemiyor. Çünkü aranan doğru değil ki. "Biz sana suç var dedik, oraya suç yaz kardeşim; başka bir şeye ihtiyaç yok.” Kendi tankerinden kendi işine yakıt koyan bir kamu şirketi için "ücretsiz yakıt" yazılmış. Bir ihaleyi inceleyen uzmanların kendi kurumu aynı ihaleyi aynı usulle yapmış; kendi kurumunda usul olan İBB'de suç olmuş.”
ADALET BAKAN’I GÜRLEK’E ‘SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ’ TEPKİSİ
Soruşturma döneminde başsavcı olarak görev yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, dava devam ederken kendisi hakkındaki sarf ettiği sözlere de tepki gösteren İmamoğlu, kendi davalarına bakan 23 hakimin yerlerinin değiştirildiğini belirterek şöyle devam etti:
“Bu iddianamenin imzacısı da atamaları yapan HSK'nın başında. Hakimlerin atanması, terfisi, sürgününü belirleme kurulu başında. Ve hala, hala bu dava ile ilgili konuşmaya devam ediyor. Hâlâ Anadolu Ajansına verdiği röportajda bana, "Ekrem İmamoğlu suç örgütü lideri" diyor. Suç örgütü lideri kadar taş düşsün başına. Ayıp ya!
Neymiş? Dün Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Ekrem İmamoğlu hakkında, duruşmadaki sözlerinden dolayı soruşturma açtı. Bana suç diyorsun sen ya! Ey Bakan! Yani bir kul, Allah’ın kulu, bir vatandaş, bir yurttaş bu kadar korunmasız olur mu yasa önünde, yargı önünde, hukuk önünde? Bu kadar korunmasız olur mu ya?”
87 MİLYON İNSAN CANLI İZLESEYDİ BU DAVA İLK HAFTA BİTERDİ
Bakın bu salonda neler oldu. Bu salon adliye değil. Bir cezaevi kampüsü içinde duruşma salonu kılığına sokulmuş, ne yazık ki ucube bir yapı. Neden en başından beri canlı yayın istedim? Olmadı. Daha doğrusu benden önce ben burada daha tutsakken ilk günlerinde Sayın Özgür Özel bunu söyledi. Millet her şeyi görsün dedi. Sonra biz buluştuk ben böyle bir şey dedim, "Tabii deyin Sayın Genel Başkanım, ben hiç endişe etmiyorum ki." Bunu konuştuğumuzda biz daha mart ayını bitirmemiştik. Ve o günden beri arkasındayız.
Ne dediler? Çıktı Cumhur İttifakı'nın ortağı Sayın Bahçeli, "Yayınlayın" dedi, "Her şey ortaya çıksın" dedi. Hani hem de hakaret de etti bana yani. Masumiyet karinemi çiğnedi. Ama "Canlı yayını gösterin ortaya çıksın" da dedi yani. Hakkını veriyorum yine de. Çıktı Sayın Cumhurbaşkanı "Hayırlı olur" dedi. Ne oldu hayırlı olur? Fos çıktı. Niye? Çünkü Ekrem konuşursa, bu duyulursa perişan oluruz diye gördüler. 87 milyon insan canlı izleseydi bu dava ilk hafta biterdi, ilk hafta. İlk hafta biterdi. Bu korkaklık unutulmasın.
Ben tarihin henüz şahit olmadığı en büyük yargı saldırısına muhatap bir kişiyim. Hakkımda açılan davalarda 23 hakim, görevinden alındı. 23 hakim. Ankara 2 No'lu Baro Başkanı ne demiş? Bakanlık bize ayrıcalık tanıdı, iki sene içerisinde 70 tane baro üyesi arkadaşımızı hakim savcı yaptık dedi. 70 tane arkadaşımızı hakim savcı yaptık dedi. Vallahi billahi benim bildiğim, baro başkanımız burada, baroların böyle bir ayrıcalık hakkı yok. Adı ister iki nolu olsun ister bir nolu olsun, kaç no'lu olursa olsun yani. Sonradan istifa etmiş görevinden de falan filan.
Peki bu hakimlerin, bu 23 tane sürgün edilen hakimleri ben tanıyor mu? Tanımıyorum. Hatta şöyle söyleyeyim, muhatap olduğum iki mahkemede, ikisinin çok yakın AK Parti'de siyaset yapmış birilerinin yakın olduğunu sonradan öğrendiğim iki kişi var. İsmini vermeyeceğim, hangi dava olduğunu da söylemeyeceğim. Onlar bile sürüldü. Neden? Çünkü ondan işaret alamadı. Çünkü sürüldü hemen ilk gelen tak diye cezayı kesti. Ya bu 23, hani bir olur, iki olur, üç olur.
Ya benim hakimi sürülmemiş davam yok, hakimi değişmemiş davam yok. Kendi atadıkları, kendi koydukları, işte bu şekilde baro üzerinden kendi siyasi anlayışla hakim savcı yaptıkları insanları bile ikna edemiyorlar. Ve bu mahkeme de benim için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Bu dava için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Buna göre atamalar yapıldı. O bakımdan bu ülkede benim hakkımda verilecek bir karar, kariyerlerini belirliyor.
Avukatlarımın cezaevi görüş günleri ve saatleri, cezaevi defteri ifşa edildi. İfşa edildi, sordum, soruşturdum, bağırdım, çağırdım. Ve Allah razı olsun infaz memurlarından. Yani çok, ben hiçbirinden şikâyetim yok, bak söyleyeyim yani. Allah razı olsun, Allah'ın kulu, memleketin evladı, insanlar ya, canım, yurdum insanları, burada jandarma kardeşlerimiz gibi ya. Yurdumun insanı ya! "Kızdım bu nasıl olur, yani bizden olamaz" dedik, "Yani bu UYAP'a yükleniyor" dedi. UYAP nedir, öğreniyorum yani. Bunu kim görür, Savcılık görür; hangi Savcılık, Bakırköy Savcılığı. Ya benim avukatlarımın isimleri ifşa edildi, şu dakikada şu girdi, bu dakikada bu girdi, Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edenler ifşa edildi. Bunu yargı tarihinde gördünüz var mı, ya böyle bir şey, böyle bir şey varsa bana deyin daha önce de şurada olmuştu. Bu nasıl bir iş?
"Neden İmamoğlu'nu bu kadar sık ziyaret ediyorsun?" diye soruldu, avukatlarımın avukatlarına bile operasyon yapıldı. Bir siyasi arkadaşımın gözaltına alındı, sonra tutuklandı. Tutanağını okudum ya. Adama diyorlar ki: "Sen niye 50 defa Silivri'de baz verdin" Tek soru. O da diyor ki: "Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret ettim." Ve tutuklanıyor biliyor musunuz, tek soru. Yani korkarsanız normal karşılarım, yani gelmeye niyeti olmazsa arkadaşlarımın şey yapmayın yani. "Bize ne yaparlar?" diye.
50 bin lira, 45 bin lira alan şoförleri sekiz ay maaşsız hapiste tuttunuz! Bu insanların işi, adresi belli. Vermediği hesap kalmadı. Ben bu tablonun ne anlattığı çok iyi biliyorum. İstanbul’da bir belediyede çalışmanın bedel olarak ödetildiğini anlatıyor. Ama kim? Bir kişi istiyor, uygulayıcı bir muhteris ekip var. Seçilmiş bir belediye başkanıyla oturmanın bile bir bedeli olduğunu anlatıyor bu iftiraname. Bu dava siyasidir bunun adı siyasettir. Yazıktır günahtır."