Özgür Özel, partisinin grup toplantısını Eskişehir'de düzenledi. Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Partimizin bu günlere gelmesini sağlayan, bu kadim şehrimizi büyüten ustamız, rektörümüz Yılmaz Büyükerşen'i saygıyla selamlıyorum. Eskişehir'in seçilmiş belediye başkanı Ayşe Ünlüce'ye teşekkür ediyorum.

Bazen bir kahvehanede, bazen bir taburenin bir bankın üzerindeyiz ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz.

Bu yürüyüş yok sayılan, hor görülen, karınca gibi ezilmek istenen bir milletin yürüyüşüdür. And olsun ki milletin azim ve kararlılığının önünde kimse duramayacaktır.

EKONOMİ

Enflasyonun belini kıracağız dediler, kırılan vatandaşın beli oldu. Genç oranı yüksek 86 milyon nüfusumuz var, adamı ters diksen düz çıkaracak verimd etoprağımız var, aslında zenginleşmesi engellenemez bir ülkemiz var. Ama biz enflasyonda Avrupa'da birinciyiz.

İnanılmaz bir servet dağılımı adaletsizliği var. Siyaset ki tarafını belirleme, öncelik belirleme işidir. Bugünün iktidarı onları korusu, yarının iktidarı kimleri koruyacaktır? Onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarından üstün tuttular. Demokrasiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar.

Bugün yıllık enflasyon %32,11 Avrupa'da 1. dünyada 5. sıradayız. Dünyada enflasyonu bizden daha kötü olan 4 tane ülke var. Yoksulluk sınırı 166 bin 500 lira. Ama en düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira. Asgari ücret 28 bin lira. Bu ülkede sabit aylık alan 29 milyon kişi var. Hiç ücret almayan 12 milyon işsizimiz var. Bu insanlar açlık yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Biz bu düzene karşı adalet mücadelesini vermeye devam edeceğiz.

"KENDİLERİNDEN OLMAYANLARA ZULÜMLE MUAMELE ETMEYE BAŞLADILAR"

Neden bu milletin hakkını yiyenlere kimse dokunmazken bu düzene karşı duranlara karakol, hapis, sürgün görünüyor? İşte oturup bunu düşünmek, meseleyi bu adaletsizlikten yararlananları görmek ve siyaset ki tarafını belirleme işidir, siyaset ki öncelik belirleme işidir; bugünkü iktidarın kimleri koruduğunu, yarının iktidarı, halkın iktidarının kimleri koruyacağının adını şimdiden söylemek gerekir.

Hiç şüphe yok ki Türkiye'yi bu hale, ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının önünde tuttular. Bizi var eden demokrasiden, adaletten saptılar. Zaten eksiklerimiz vardı; daha iyisini vaat ederek gelip adaleti tamamen bir partinin kararlarına bağladılar, demokrasiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar. Bilimden, ortak akıldan, kültürden, liyakatten tamamen uzaklaştılar. Kendilerinden olmayanlara zulümle muamele etmeye başladılar. Sonunda yozlaşmış, baskıcı, otoriter bir iktidara dönüştüler.

"BU ÜLKEYİ İLK SEÇİMLERDE SİZDEN KURTARMAYA KARARLIYIZ"

Örneğin; enflasyon rakamlarında Avrupa birincisiyiz. Gıda enflasyonunda; dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülke diye nitelendirilen Türkiye'nin, gıda enflasyonunda dünyada 5. sırada olduğunun altını çizen ve bu konuda sürekli partimize davet ettiğimiz, kadrolarımıza dahil ettiğimiz günden beri il il, köy köy gezen partimizin tarım politikalarından sorumlu başkanı Sencer Solakoğlu, gittiği her yerde partimizin... gölge kabinemizin gölge tarım bakanı...

Gittiği her yerde gıda enflasyonunun hangi sebeplerden olduğunu, tarımda yapılan yanlışları, yerine yapılması gereken doğruları anlattığı için; hayvancılıkta, et üretiminde, süt üretimindeki yapılan yanlışlıkları, ne yapılırsa Türkiye'nin bu alanda dışa bağımlılıktan ette kurtulacağını, sütte paritenin –doğru paritenin– nasıl tutturulacağını, alım garantili üretimin nasıl yapılacağını anlattığı için ve bu iktidarın nasıl ithalatçıyı zengin etmek için et üreticisini perişan ettiğini, nasıl süt hayvanlarının bıçak altına gittiğini anlattığı için, nasıl doğru politikaların yapılmadığı için tarımda belirsizliğin, verimsizliğin bizi ne hale getirdiğini anlattığı için... 1 yıl öncesine kadar Bursa'da kendi çiftliğinde en iyi sertifikalarıyla işlerini yaparken, sadece şimdi 'Bu işler nasıl yanlış yapılıyor, doğrusu nedir?' anlattığı için bu iktidarın hedefi haline geldi. Tek bir örnektir ama kendisinin iş yeri, örnek gösterilen iş yerinin geçtiğimiz günlerde bütün sertifikaları iptal edildi.

Buradan iktidara sesleniyorum: Ama bizler; ama bu ülkede sizin yanlışlarınıza itiraz ettiği için hedefe koyduğunuz kim varsa, biz sizin karşınızda dimdik durmaya, onların arkasında durmaya, bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız, bunu böyle bilin!

"HEM İLK SEÇİMDE HESABINI GÖRECEĞİZ HEM DE EMEKLİYE İLK SEÇİMDE HAKKINI VERECEĞİZ"

Bugün yıllık enflasyon %32.11. Bu oranla Avrupa'da birinci, dünyada 5. sıradayız. Öyle bir noktadayız ki dünyada enflasyonu bizden daha kötü olan sadece 5 tane ülke var.

Ve bugün Türkiye'de açlık sınırı 35.750 lira, yoksulluk sınırı 116.500 lira. Ama emekli maaşı yeni düzenlemeyle, daha ödenecek zamlı haliyle en düşük emekli maaşı 23.500 lira; asgari ücret sadece 28.000 lira. Kaba bir hesapla; bugün ülkede sabit aylık alan 29 milyon emekli, işçi, engelli, dul ve yetim var ve hepsi açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Bir de hiç ücret almayan 12,5 milyon işçimiz var. Toplam 41,5 milyon kişiden bahsediyorum. 41,5 milyon kişi, 45 tane Eskişehir yapar. Dünyada 157 ülkenin nüfusundan daha kalabalık bir kitleden bahsediyorum ve Türkiye nüfusunun neredeyse her iki kişisinden birinden bahsediyorum; açlık sınırının altına itilmiştir.

İşte AKP'nin kara düzeni budur! Siyaset tam da buna karşı yapılır. Biz bu düzene karşı adalet mücadelesini veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Aylardır söylüyoruz; bu maaşlarla geçim olmaz. İğneden ipliğe her şeye zam gelirken maaşlar aynı kalamaz. Emekli maaşına yapılan zam, en düşük emekli maaşı... Unutmayalım; Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geldiği gün, geçmişteki koalisyon hükümetini hep kötülüklerle andığı, krizle andığı, yoksullukla andığı koalisyon hükümetinin...

Ecevit'in, Sayın Bahçeli'nin ve rahmetli Yılmaz'ın, Mesut Yılmaz'ın koalisyon hükümetinin son ödediği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün bu hükümetin ödediği son emekli maaşı 2 tane çeyrek altın alıyor. Şimdi sadece ve sadece ocaktan bugüne kadarki enflasyon kadar –ki kanunen zorunluluk– zam yaparak 23.500 liraya emeklilere geçinin diyor. Elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ömrünü bu millete, bu ülkeye vermiş bu emeklilere yapılan bu büyük haksızlığın, bu büyük vefasızlığın hem ilk seçimde hesabını göreceğiz hem de emekliye ilk seçimde hakkını vereceğiz.

"BUGÜNKÜ EMEKLİLERİN MAAŞINI ESKİ EMEKLİLERE BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

Ayrıca 2023 seçimlerinden önce 'Enflasyon tek haneli rakamların üzerindeyse, yani %10 ve üzerindeyse yılda 4 kez asgari ücreti yeniden ayarlayacağız' demişti Erdoğan. Seçildiği günden beri enflasyon tek haneli rakamların çok üzerinde. Bugün halihazırda %32. %10 bile olsa ocaktaki zamlı maaştan sonra bir kez martta, bir kez temmuzda, bir kez ekimde asgari ücret ayarlanacak diyordu; ama o günden bugüne asgari ücrete sadece yılda bir kere, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun belirlediği zam dışında hiçbir zammı yapmadılar. 6 aydır 28.000 lira diye verdikleri asgari ücret, o günkü alım gücüyle 23.000 liraya düştüğü halde asgari ücrete bütün itirazlarımıza rağmen hiçbir iyileştirme yapmadılar.

Son 10 yılda emekli sayısı %34 arttı. %34! Yani 10 emekli varken 13,5-14 emekliye çıktı. Ama emeklilerin milli gelirden aldığı pay %15 küçüldü. Yani bundan 10 yıl önce masada büyük bir tencere, başında 14 emekli vardı; şimdi masada çok daha küçük bir tencere ve başında 20 tane emekli var. Öyle bir noktadayız ki 10 yıl öncesinin emeklisiyle bugünün emeklileri arasına bakınca; bugünkü emeklilerin maaşını eski emeklilere ödettiren, onların maaşından alıp bugünkü emeklilere maaş veren bir iktidarla karşı karşıyayız.

Verecekleri 3.500 liralık zammın emeklilere –20.000'den 23.500 yapıyor ya– maliyeti 79 milyar TL. Büyük para gibi anlatıyorlar. Oysa bu iktidarın bu yılın ilk 5 ayında, sadece 5 ayında faize ödediği para 1,5 trilyon TL. Yani emeklilere verilen zammın tam 19 katı! Yani bir gün geçmişte 'Nas' diyen, o yüzden faize ellemeyen, o yüzden enflasyonu %14'lerden %90'a, gerçekte %120'ye çıkana kadar seyreden, 'Faizden korkarım, Nas dururken nasıl faiz vereceksin' diyen Erdoğan; bugün emekliye verdiğinin 19 katını sadece 5 aylık sürede faiz lobilerine ödemiş durumdadır. O yüzden bu iktidar... O yüzden bu iktidar emekliye, işçiye değil; faizcilere, tefecilere çalışan, onları zengin eden bir iktidardır.

"EMEKÇİYE GEÇİM GARANTİSİ YOK"

Ne yazık ki bu kara düzende otoyollarda geçiş garantisi vardır. 'Otoyol yapacağız, cebinizden bir kuruş para çıkmayacak' diye tarihin en büyük yalanını attılar. Dediler ki yandaş müteahhitlerine: 'Londra'daki tefecilerden parayı bul gel, ben parayı sana ödemek için yapacağın yolun 30 yıllık geçiş ücretini sana vereceğim. Ya geçmezlerse? Geçmeyeni de cepten ödeyeceğim. Faizini de vereceğim, o ülkenin enflasyonunu da üstüne ekleyeceğim.' Yapılan otoyola, yapılan köprüye, yapılan tünele geçiş garantisi var. Havaalanı yaparsan 'Uçmasa da uçak' uçuş garantisi, yolcu garantisi var. Yapılan şehir hastanelerine hasta garantisi var; ama emekliye, emekçiye geçim garantisi yok.

Tek bir örnek vereceğim. Son genel seçimlerin yapıldığı Mayıs 2023'te en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı. Siz en son oy sandığının başına gittiğinizde en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı. Bugün zamlanmış haliyle söylüyorum; 23.500 lira. %213 arttı. O gün, son oy verdiğiniz gün Osmangazi Köprüsü'nün geçiş ücreti 184 liraydı; bugün 1.170 lira. %534 arttı! Emekliye verilen para %213 artarken, köprüyü yapan müteahhide verilen para veya köprüden geçiş ücreti %534 arttı.

"BÖYLE BİR SÜREÇTE BİR SÜREÇTE BUGÜN TÜRKİYE'DE NATO ZİRVESİ YAPILMAKTA"

Değerli, değerli arkadaşlar; ülkemiz bugün ve yarın devlet başkanlarının da bulunacağı NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Öncelikle, öncelikle şunu söyleyeyim: Biz son yerel seçimin birinci partisi olarak böyle bir dönemde, böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. Elbette çok iyi bir ev sahipliği yapılmalıdır. Yabancı liderler, heyetler ağırlanmalı. Türkiye'yi gelmeliler, görmeliler. NATO'da sözümüz geçsin; Türkiye bölgesel ve küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olsun, oyun kurucu bir ülke olsun isteriz. Ülkemizin milli menfaatlerinin iktidarıyla muhalefetiyle birlikte savunulmasını ve bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ederiz.

Ancak ne yazık ki bir üzüntülerimizi, ne yazık ki sıkıntılarımızı ifade etmek durumundayım. Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan, 86 milyonu kutuplaştıran, kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye, NATO liderlerinin –son seçimlerde o NATO liderlerinin Türkiye'de 'En bildiğiniz şehir neresi?' dendiğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği– İstanbul'un, üç seçim üst üste, hem de karşısında Meclis Başkanı varken, bir önceki son Başbakan varken, en güvendikleri bakanları, Şehircilik Bakanı varken artan farklarla, iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla, son seçimde milyonu geçen farkla kazanan belediye başkanının tutuklu olduğu; bir sonraki seçimlerdeki cumhurbaşkanı adayımızın, ön seçimde 15,5 milyon oy alan, özgürlüğü için 25,5 milyon insanın imza verdiği cumhurbaşkanı adayımızın tutuklu olduğu; partinin evlatları belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, bürokratlarımızın tutuklu olduğu... Türkiye'nin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı, lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye'de NATO zirvesi yapılmaktadır.

Bugün bu NATO zirvesinden önce, Avrupa'nın en önemli yapılarının raporlarında, ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef, maalesef ülkede Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi, raporlarda ismiyle, Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta; bizim bu ifadelerimize 'Cumhurbaşkanı sen sus, cevap verme' dediği günler hatırlarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte; ancak Türkiye'ye bu büyük utanç, okumaktan memnuniyet duymadığımız, böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır. Muhalefete saldıran, kendinden olmayanı hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın, Türkiye'nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.

"PARANOYAK BİR OLAĞANÜSTÜ HALİN İÇİNDEYİZ"

Önce NATO salonlarından, NATO salonlarının dışında yaşananlara birazcık değinelim. Haftalardır Ankara'mızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren, anlamsız, paranoyak bir olağanüstü halin içindeyiz. Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 kişi gözaltına alınmış, önce 178'i tutuklanmıştır. Daha dün, daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapılmıştır.

"NATO ZİRVELERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPAN HİÇBİR ÜLKEDE BÖYLE BİR ÖZGÜVENSİZLİK GÖRÜLMEMİŞTİR"

Bizim yasalarımızda önleyici gözaltı bile yokken, yasakken, önleyici tutuklama adı altında; yani bunlar NATO sırasında gelirler, eylem yaparlar diye insanlar özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden TEMA gönüllüleri tutuklanmışlar, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakılmış, akademisyen Emel Memiş halen tutukludur.

Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir. Trump kendi ülkesinde yüz binler, milyonlar tarafından protesto edilebiliyor ama Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta. 'Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse, Trump benden desteğini çekecek' vehmiyle Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evine hapsetmekte ve örneğin, Filistin davasını savunan birinin Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır.

"ÜLKE ADINA BİR UTANÇ DURUMUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

Yüzlerce insanın gözaltına alındığı, meydanların kapatıldığı, yolların bariyerlendiği, esnafın iş yapmasının önüne geçildiği bir yerde ülkenin başkenti perişan haldedir. Milletin evinden işine gitmesi engellenmekte, kamu görevlilerine bir hafta evden çalışma salık verilmektedir. Bu kadar özgüvensiz bir yönetim anlayışı olmaz. Ülke adına bir utanç durumuyla karşı karşıyayız.

Ülkemize gelen liderler, heyetler ne görecekler? Hayalet bir şehir. Ankara'ya gelip bir tane Ankaralı görmeden, bir dükkana uğramadan, polislerle dolu, bomboş sokakları görüp Ankara'dan ayrılacaklar. Ülkenin yoksulluğundan utanmayanlar, bunların liderlerin görmesinden utanıp panolarla bunları gizlemeye çalışmaktadırlar. Bu mudur Türkiye'nin imajı? Kimse kusura bakmasın, bu güç değildir, güçsüzlüktür; bu acizliktir, bu özgüvensizliktir. Kendi insanından korkan, kendi insanından utanan, onları bariyerlerin arkasına saklayan bir iktidarın ömrünün sonu gelmiş demektir. AK Parti tükenmiştir, bitmiştir!

"VİZYONSUZLUĞUNA BU ÜLKE SÜRÜKLENMİŞTİR ANCAK BUNUN SONU ER YA DA GEÇ GELECEKTİR"

Oysa gizledikleri şehir, gizledikleri şehir, bir gün yabancılar geldiğinde, bir gün yabancılar geldiğinde 'Ne görecekler?' diye o şehre bakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat tasarladığı; Cumhurbaşkanının yerinin, konutunun, köşkünün belli olduğu... Hemen altında seçilmiş Meclis'in bulunduğu... Hemen altında Meclis'ten atanan, seçilen bakanların görev yaptığı... Aynı hizada adliye saraylarının bulunduğu... Yargı, yürütme ve yasamanın hem birbirine denk hem doğru bir sıralamayla yer aldıkları... O geniş caddenin etrafına, Türkiye'nin dostu ülkelere en güzel büyükelçilik arsalarının tahsis edildiği... Gelen Ankara'yı bir gezsin, demokrasi anlayışımızı görsün, kuvvetler ayrılığını görsün, millete verdiğimiz, Meclisine verdiğimiz değeri görsün... Bakanlarını görsün... Yargısını görsün, kendisini görsün diye yaptıkları, Atatürk'ün tasarladığı ve hayata geçirdiği, o güzel elleriyle tane tane çizdiği Ankara'nın, görmesinler, bilmesinler, yolda bile yürümesinler diye panolandığı bir güne gelmişizdir.

O günün kurucu liderinin vizyonundan, bugünün yıkıcı liderinin vizyonsuzluğuna bu ülke sürüklenmiştir ancak bunun sonu er ya da geç gelecektir!

"BU ÜLKENİN KURUCU KADROLARININ BUGÜNKÜ TEMSİLCİLERİYİZ"

Devletin geleneklerini yıkan ve bu ülkenin, bu ülkenin gücünden korkup kendi kaba kuvvetini acizlik değil de kudret gibi göstermeye çalışanlara karşı şunu ifade edeyim: Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz, kurucu iradesiyiz. Bu ülkeyi cumhuriyetle güçlendiren, kalkındıran, dış politikada sözünü dinleten, tehditlere karşı caydırıcı bir güç haline getiren kadroların bugünkü temsilcileriyiz. Cumhuriyetimizin değerleriyle, yurttaşlarımıza sunduğumuz özgürlüklerle, mazlum milletlere ilham olmuş cesaretimizle birlikte bu ülkenin kurucu kadrolarının bugünkü temsilcileriyiz.

"NATO ZİRVESİNİ MİLLİ MENFAATLERİN SAVUNULMASI KAYDI ŞERHİYLE DİKKATLE TAKİP EDİYORUZ"

Dış politikadaki ilkelerimiz de bize kurucu kadrolarımızdan mirastır. Dış politikaya siyaset üstü bir pencereden bakarız. Planların günlük değil, bir döneme ait değil; 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık hazırlanması fikrinin sahipleriyiz. Hiçbir iktidarın da bu ilkeleri kişiselleştirmesine, kendi menfaati için aşındırmasına, 86 milyonun değil, kendi siyasi çıkarları için zayıflatmasına müsaade edemeyiz.

Bugün Erdoğan iktidarı, dış politikada kendi kişisel menfaatlerini Türkiye'nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır. Yabancı liderlerle kurulan ilişkiler, kurumsal değil, kişisel zeminde ilerlemektedir. Yapılan pazarlıklar Türkiye'nin geleceği için değil, AK Parti iktidarının devamını sağlatmak için yürütülmektedir. O yüzden NATO zirvesini, bu şahsi dış politikadan uzaklaşılması, milli menfaatlerin savunulması kaydı şerhiyle dikkatle takip ediyoruz.

"NATO'YA KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLI OLMAYACAĞIZ"

Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye'deki belirsizlikler, İsrail'in Filistin ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları, Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve tüm bölgeyi ve dünyayı krize sürükleyen hukuksuz politikaları... NATO içindeki tartışmalar ve Türkiye'nin ittifaktaki rolü... Bu başlıkların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu konularda Türkiye'nin barıştan yana, uluslararası hukuktan yana, diplomasiden yana, mazlum milletlerden yana ilkeli bir tutum alması beklenir ama bu hedefin ne kadar uzağında olduğumuzu ifade etmek isterim.

Avrupa ile bozulan ilişkilerin düzeltilmesi noktasında adımlar atılmasını, demokrasi ve hukuk zemininde yeniden hukukun üstünlüğü, demokratikleşme adımlarıyla ülkemizin çıkarlarını önceleyecek kurumsal ilişkilerin başlatılmasını bekleriz ama maalesef bu beklentilerin çok uzağındayız.

Elbette NATO üyesiyiz, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO'ya körü körüne bağlı olmayacağız. Her yanlışın arkasında sessiz durmayacağız.

"STRATEJİK ADIMLARI ORTAK AKILLA ATMAK GEREKİR"

Rusya ve Çin ile doğru, kurumsal, istikrarlı, güçlü temeller üzerinde yükselen ilişkiler kurmak durumundayız. Unutmayın ki, NATO'nun NATO'nun doğu kanadındaki Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile sınır komşusu olmuş, Batı ittifakının bir bileşeni olmuş ve bu denge politikasını yıllarca dış politikadaki becerikli, iyi eğitimli, geleceği öngören, Türkiye'nin tüm menfaatlerini birlikte gözeten diplomatlarımız ve dışişleri politikalarımız sayesinde çok doğru bir şekilde yürütmüş, böyle bir mirasa sahip bir ülkeyiz. Trump yönetimine tamamen bağımlı bir dış politikanın ülkemize fayda getirmediği ve getirmeyeceği açıktır. Bu nedenle, stratejik adımları ortak akılla atmak gerekir.

"F-16 MODERNİZASYONU DEYİP ONU BİLE BAŞARAMAYAN BİR ÖNGÖRÜSÜZLÜKLE SÜRDÜRÜLEMEZ"

Bu konuda her zaman olduğu gibi yapıcı öneriler sunmaya devam edeceğiz. İktidar Türkiye'nin Türkiye için bir stratejik aklı, stratejik bir planı takip etmelidir. Ancak bu stratejik akıl Rusya'dan S-400'leri bir inatla alıp, sonra hiç kullanmadan hangarda çürütmekle sağlanamaz. Bu stratejik akıl bu yüzden F-35 programına girilmiş, 1,5 milyar dolar ödeyip de tek uçak bile alınmadan, Amerika'da üzerine Türk bayrağı işlenmiş 6 tane F-35'i bile oradan alıp getiremeyen bir öngörüsüzlükle, ondan vazgeçip F-16 modernizasyonu deyip onu bile başaramayan bir öngörüsüzlükle sürdürülemez.

"NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNİ TRUMP'A VADETMEKLE STRATEJİK BİR AKIL SÜRDÜRÜLEMEZ"

O zaman "Şanghay Beşlisi'ne gireriz" diye ucuz tehditler savurup sonra Trump'tan azarı yiyince Çin mallarına vergi bindirmekle, Amerikan mallarının vergilerini Amerika'ya doğru uçakta giderken sıfırlamakla bir stratejik plan sürdürülemez. Trump'ın oğluyla görüşüp babasından randevu istemekle, 250 Boeing uçağından fahiş fiyata elâlem sipariş etmekten ve şu güzelim Eskişehir'in nadir toprak elementlerini Trump'a vadetmekle stratejik bir akıl sürdürülemez.

"TRUMP YÖNETİMİ Kİ BU ÜLKENİN CUMHURBAŞKANINA "APTAL OLMA" DİYE MEKTUP YAZIP YOLLAYABİLMİŞTİR"

Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye ABD'ye bu şekilde bağlı hale getirilemez. O Trump yönetimi ki bu ülkenin Cumhurbaşkanına "Aptal olma" diye mektup yazıp yollayabilmiştir. O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanını mal varlığıyla tehdit edip geri adım attırabilmiştir. O Trump ki Türkiye'deki yargının bağımsız olmadığını yüzümüze vurmak için her seferinde, "O akıllı bir adam, bir papazım vardı ondan istedim hemen yolladı" diyerek Brunson'ı –ki Erdoğan'ın "Bu can bu bedende durdukça o papaz gidemez, ver papazı, al papazı" deyip– Trump'ın bir telefonuyla papazı Oval Ofis'e yolladığını Trump her seferinde hatırlatmaktadır.

"BU İKTİDARIN BU MİLLET TARAFINDAN TAŞINAMAYACAĞININ GÖSTERGESİDİR"

5 ay sonra ülkesinde topal ördek haline gelecek, belki her iki tarafta birden gücünü kaybedeceği birisine yaranmak için böyle bir ilişki ağı asla ve asla savunulamaz. Hele hele bugün o törene götürülecek çocukların eğitiminden sorumlu Milli Eğitim Bakanının daha dün çıkıp da Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmeye kalkması, 'Neden kurtuluyoruz?' diye soru sorması artık bu iktidarın bu millet tarafından taşınamayacağının göstergesidir. Ve o Kurtuluş Savaşı'nda 'Neden kurtuluyoruz?' sorusunun cevabının; işgalden kurtuluyoruz, istiladan kurtuluyoruz, ülkenin parçalanmasından, milletin artık bir başka ülkenin sömürge olmasından kurtuluyoruz cevabını bilmeyenlerin, halen daha o gün işgal altındaki İstanbul ve İstanbul'daki son padişahla ilgili kendilerince bir meseleyi Kurtuluş Savaşı'ndan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önünde tutanlara neyi hatırlatmak lazım? Belki şunu hatırlatmak lazım:

Bu ülke nasıl kurtuldu diye sorana şunu hatırlatmak lazım: Evladının, evladının battaniyesini mermiye saranların, kağnılarla geceleyin çektikleri yollarla kurtuldu. O çektikleri kağnıları da çeken öküzdü, öküz!

"HER TÜRLÜ EMPERYALİZME İTİRAZ ETMEYE, DİRENMEYE DEVAM EDİYORUZ"

Biz Türkiye'nin birinci partisi olarak dış politikada kurumsal akla dayanan, uzun vadeli planları olan, bu milletin hakkını hukukunu cesaretle savunan bir anlayışı benimsedik, savunmaya da devam edeceğiz. Orta Doğu'da komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı önceliyoruz. Orta Doğu'da bölgesel kalkınma, iş birliği ve barışı savunuyoruz. Okyanus ötesinden bölgemize müdahalelere karşı duruyoruz. Elbette yönümüzü Batı'ya, AB'ye dönüyoruz ama Rusya ve Çin ile, Türk coğrafyası ile, Balkanlar ile stratejik ilişkilerin aksatılmadan ve sürekli güçlendirilerek devamını öngörüyor, bunu ısrarla öneriyoruz. Türkiye'nin bir an önce kurtulmak istediği Trump yönetimine karşı bu teslimiyeti de sonuna kadar reddediyoruz. Bundan sonra da bundan önce olduğu gibi tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya, her türlü emperyalizme itiraz etmeye, direnmeye devam ediyoruz!

"NE KONUŞUYORSUN KARDEŞİM SEN? BİR KERE YARIŞTIK, ONDA DA BEN YENDİM"

Bunu, bunu defalarca söyledim, bir kez de buradan söyleyeyim. Ben öfkeyi anlıyorum. Ben uğranılan haksızlığı anlıyorum. İktidara yürürken bu karşı karşıya olduğumuz durumun yarattığı öfkeyi anlıyorum. Ancak öfke sözlerinin böyle dillendirilmesi yerine bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesi, bu enerjinin de kararlılıkla iktidar yürüyüşüne sevk edilmesi gerekmektedir.

Değerli Eskişehirliler, biz partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan kadrolarız. Ancak bu başarıyı kendimize, ekibimize falan yazmayız. Bu başarı, 47 yıl sonra hep beraber doğru tespitler, doğru sözler ve hep birlikte ortaya koyduğumuz bir azmin eseridir. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurulduğu günden sonra ilk kez yenen kadrolarız. Ben, Erdoğan ile Genel Başkan olarak girdiğim ilk ve tek seçimde ben onu yendim, o henüz bugüne kadar bizi yenemedi.

Yani öyle "13 kere yarıştık, hep ben yendim" diyen birisine, "Ne konuşuyorsun kardeşim sen? Bir kere yarıştık, onda da ben yendim" diyecek durumdayız.

"BU VİCDANSIZLIĞIN EN KISA SÜREDE SON BULMASINI BEKLİYORUZ"

O yüzden son kurultayın sonuçlarını hazmedemeyenlerle son seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyenler mutlak sultanla mutlak butlan ittifakını kurmaya çalışıyorlar. Bu milletin, bu milletin buna rızası yoktur. Bunun cevabını milletimiz seçilmişlerden yana koyduğu iradesiyle sokaklarda, meydanlarda vermeye devam ediyor. Birileri, birileri partiyi karpuz gibi ortadan bölmek ya da hadi ortadan olmasın 60'a 40 olsun, hiç olmadı 30'a 70 olsun hevesindeyken bizim bir ve bütün olarak bir arada olduğumuzu bütün millet görmektedir. Biz bir bütünüz. Ayrılanların, farklı düşünenlerin matematiksel ve siyasi bir karşılığı yoktur. Bu vicdansızlığın en kısa sürede son bulmasını bekliyoruz.

Ankara'da, Ankara'da Meclis kapanınca, yollar kapanınca Ankara'da bu grup toplantısının yapılmasının fiili imkanları kalmayınca bu grup toplantısını nerede yapalım deyince geçen hafta bir ve beraberce seçilmiş en genç il başkanlarımızdan biri Talat Yalaz'ın mücadelesini görünce, Eskişehir'in, Eskişehir'in bir iki istisna hariç gelmiş geçmiş bütün seçilmişlerinin bir arada olduğunu, milletin de arkalarında olduğunu görünce bu grubu Eskişehir'de yapmaya karar verdik.

Demokrasinin, adaletin, ekonominin bu kadar kötüye gittiği bir süreçte onların istediği bizi daha kötüye götürmek, susturmak, sindirmek, teslim almakken bütün hesapların terse döndüğünü, masa başı planların geri teptiğini ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin eleştirilmeye, yalnızlaşmaya ve kendi içinde de bir hesaplaşmaya girdiğini, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş kadrolarının ise milletle birlikte yürüdüğünü büyük bir memnuniyetle görüyorum.

"NE BU PARTİ NE BU MİLLET ÇARESİZ DEĞİLDİR"

Butlan kararından beri, butlan kararından beri sabırla, sağduyuyla bekliyoruz. Aklıselimin hakim olmasını bekliyoruz. Milletin safında durmaya devam ediyoruz. Çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz. Partimizi geri almak için sonuna kadar hukuki, siyasi ve fiziki bir mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Ama işgal bitmezse kimse de enseyi karartmasın. Ne bu parti ne bu millet çaresiz değildir, seçeneksiz değildir!

Bu yürüyüş, bu yürüyüş benden, benim adımdan, arkadaşlarımızın adından çok daha büyük bir yürüyüştür. Bu yürüyüş, Ekrem Başkanı unutmayan, Mansur Başkandan ayrılmayan, Yılmaz Hocanın elini bırakmayan bir yürüyüştür!

Bu yürüyüş, kimse endişe etmesin ki millete güvenenlerin, milletle birlikte başaracakları, milletle birlikte hedefe ulaşacakları bir yürüyüştür. Oy oy, zarf zarf, sokak sokak kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Sokak sokak, meydan meydan büyüyoruz, büyümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşte pusulamız millettir, rotamız iktidardır, hedefimiz iktidardır! Hepinize, hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. Yolumuz açık olsun, yolumuz açık olsun!

yenicaggazetesi.com