Sedef Kabaş, Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nden yazdığı mektupta şunları söyledi:
“Eğer bir ülkede yargı bağımsızdır, diye beyanat verenler bizzat yargıya müdahale ediyorsa;
Eğer yargı kişilerin ne yaptıklarından ziyade kim olduklarına ve hatta kimlerden olduklarına bakarak değerlendirme yapıyorsa;
Eğer yargı kararları siyasi erkin baskısı ya da güç odaklarının talimatları doğrultusunda alınıyorsa;
Eğer mahkemeler sanıkları “bizden mi, değil mi”, “inançlı mı kâfir mi”, “kadın mı, erkek mi”, sıradan biri mi, popüler mi”, “ iktidara yakın mı, muhalif mi” diye kategorize ediyorsa;
Eğer bir Adalet Bakanı’nın ifadesi ile tutuklama ve hapis “siparişleri” veriliyorsa;
Eğer ifadeye çağrılması gerekenler gece yarısı operasyonları ile gözaltına alınıyorsa;
Eğer bir kişiye dair daha polis tarafından ifadesi dahi alınmamışken bir Adalet Bakanı hüküm veriyor ve bunu milyonlara ilan ediyorsa;
Eğer istisna olan tutuklu yargılama, delil karartma ve kaçma şüphesi olmayanlar için ve hatta hüküm giyse bile hapis cezası almayacaklar için cezalandırma aracı olarak kullanılıyorsa;
Eğer siyasi otorite mahkemelere ihtiyaç duymadan bunun “suçlu”, kimin “hain”, kimin “terörist”, olduğuna peşinen karar verebiliyor ve buna göre yargıya işlem yapılmasını emredebiliyorsa;
Eğer bir suça dair somut delil, belge, kanıt sunmadan yazılan iddianameler ile sırf “sakıncalı” diye birileri “siyasi rehin” olarak demir parmaklıklar arkasında tutuluyorsa;
Eğer nice cana mal olmuş suikast, linç, ağır İhmal, cinayet, katliam, terör saldırıları davaların kasıtlı biçimde örseleniyor, öteleniyor ve engelleniyorsa;
Eğer alt mahkemeler en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi kararlarını örneği olmayacak şekilde hiçe sayabiliyorsa;
Eğer ülkeyi yönetenler kendilerinin hukukun üstünde görüp “Anayasayı tanımıyoruz”, AİHM’e de kulak asmıyoruz tavrını sergileyebiliyorsa;
Eğer siyasi bir el bir gecede tek bir imza ile hukuka aykırı şekilde uluslararası sözleşmeleri iptal edebiliyorsa;
Eğer bakanlar “kırın kapıyı girin içeri”, “yıkın” geneline hukuk arkadan gelir yönlendirmelerini pervasızca yapabiliyorsa;
Eğer bir taraf yağma, talan, hırsızlık, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, “mala çökme”, rüşvet, yolsuzluk, uluslararası uyuşturucu ticareti, iman ticareti, silah ticareti, hedef gösterme, tehdit, linç, tecavüz, cinayet, teröre destek ve hatta terör suçlarını aleni şekilde işliyor ve bırakın ceza almayı haklarında soruşturma dahi açılmıyorsa;
Eğer bunları görüp de susmayanlar, eleştirenler, itiraz edenler, protesto edenler, ortaya çıkaranlar, haber yapanlar, kamuoyu ile paylaşanlar yine yargı araç yapılarak sindirilmeye, susturulmaya ve cezalandırılmaya çalışılıyorsa;
Orada yargıya güven olur mu?
Orada “Adalet mülkün temelidir” sözü inandırıcı bulunur mu?
Orada demokratik, huzur, barış ve refah dolu bir düzen kurulmuş olur mu?
Buz gibi gerçek, esasen bu sorular verdiğiniz yanıtlarda saklı…
Belki de o yüzden bir an için düşünün; kendilerini haklı gösterenler gerçek suçlu, suçlu ilan edilenler ise sonuna kadar haklı…”
Bilal Erdoğan'ın Okçular'ına RTÜK kıyağı!101 izlenme
Ali Yücel’den Sinan Ateş davasında kayıp delil iddiası: "Tırnak parçası bile kaybolmaz!"52 izlenme
Sinan Ateş'in tetikçisi Eray Özyağcı cinayeti üstlendi76 izlenme
İtalya'da Bologna belediye binasına İmamoğlu posteri asıldı49 izlenme
İstanbul’da su alarmı: Barajlar yüzde 18’in altına indi28 izlenme
İmamoğlu’na direnen Saray ittifakı 5 milyar lira kaybetti132 izlenme
AKP'li Belediye Meclis Üyesi'ne iki yılda 17 milyonluk ihale!82 izlenme
Mikeno gemisi ablukayı delerek Gazze kara sularına girdi24 izlenme
Terör örgütünün fesih açıklaması sonrası Cemal Enginyurt’tan olay olacak ağır sözler!
Ümit Özdağ, Mustafa Sandal ile AK üyesi Tunç arasındaki Suriye tartışmasına da dahil oldu.
İsrail'den Gazze’de Kızılay binasına saldırı: 1 ölü, 3 yaralı
Dolar/TL, güne yükselişle başlamasının ardından 30,3700 seviyesinden işlem görüyor