Anasayfa1
08 Eylül 2026 ( 19 izlenme )
Reklamlar

İBB davasında 2. celsenin 13. günü: Fatoş Pınar Türker duruşmada fenalaştı


İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı davanın ikinci celsesinde 13. gün sürüyor. İtirafçı Eyüp Subaşı'na "sistem" ifadeleri soruldu. Subaşı, "Savcı 'Sistem diye yorumlar mısınız?' dedi. Ben de 'Tabii' dedim" şeklinde yanıt verdi.


İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesinde 13. duruşma günü. Tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam ediliyor.

Davanın ikinci celsesinin 12. günü geride kaldı. Dünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Selim İmamoğlu da savunma yaptı.

Selim İmamoğlu, savunmasında davada sanık olarak yer almasına ilişkin, "Soyadım İmamoğlu olmasaydı burada olmayacaktım" dedi.

Türkiye'nin farklı bir geleceği hak ettiğini belirten İmamoğlu, savunmasının sonunda beraatini, hesaplarına konulan tedbirin kaldırılmasını ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep etti.

Selim İmamoğlu, "Türkiye'nin bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği, başka bir hayali hak ettiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, ayrıca tutuklu bulunan babası Ekrem İmamoğlu ile diğer yol arkadaşlarının tahliyesini talep ederek, "En önemlisi sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum" dedi.

Davanın 13. gününde de duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor. Murat Ongun'un eşi Gözdem Ongun'un savunma yapacak.

"SUÇLANDIĞIM ÖRGÜT AMA BEN İŞTEN ÇIKARILDIM"

Eski İSPER Başkanı Songül Çar savunmasını yaptı:

Sayın Başkanım, öncelikle teşekkür ederek başlamak istiyorum. Ben Fethiye'den geliyorum, o yüzden yol yorgunluğum var. Dün veremedim beyanımı... Bu süreç içerisinde emniyette ve Vatan'da verdiğim savcılık ifadesindeki aynı beyanımı tekrar ederek konuya başlamak isterim. Dijital Deneyim Müzesi aslında orada da bahsettik, ilk başlarda benim içinde olmadığım bir projeydi. Buranın koordinatörleri vardı. Daha sonraki süreçlerde benim görev tanımımdaki Kültür A.Ş. içerisinde bakıldığında Erdinç Çolak'a bağlı, Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak'a bağlı birimin ihalelerinin sisteme yüklenmesi benim tarafımdan yapılıyordu.

Teknik şartnamelerde de Kürşat sisteminin üzerindeki —KÜRŞAT sistemini iki tırnak içerisinde açmak istiyorum yanlış anlaşılmasın— İBB ve Kültür A.Ş.'nin kullandığı satın alma ve operasyon noktasında, yani sizin girdiğiniz satın almaların ihale komisyonuna düşebilmesi için orada bir KÜRŞAT denilen sistem kullanılıyordu. O sistemde ben oraya giriş yaptığım için doğal olarak teknik şartnamelerde benim adım çıkıyordu. Ama burada şu da var: İhale komisyonunun da Genel Müdür Yardımcıları ve Genel Müdürler tarafından atamalarının yapıldığını biliyorum. Bu süreç içerisinde benim konunun içinde olma sürecim tamamen teknik şartnameye konu, kapsam, işin başlangıç ve bitiş tarihi olmak üzere yazdığım kısımlarda... Yani ben işin teknik özellikleri kısmında olmam, teknik özellikler ilgili birim tarafından bana gönderilir, ben bunların girişini sisteme yaparım. Bu sisteme giriş açısından benim adım olduğunda ihalede varım, ihalede var olduğum için de sanırım bu yüzden karşınızdayım.

Bu noktanın içerisinde şeyi de size bahsettim ben savcılık beyanımda: Şimdi iki tane işimiz var benim içinde olduğum; elektronik sistemler, endüstriyel ekran ve video wall'lar. Bunun zaten teknik şartnamesini benim yazmadığım, bu sürece de imza atmak istemediğimin beyanı birim şefim olan Semih Özkaya'ya WhatsApp üzerinden attığım beyanım var. Bunu da savcılıkla birlikte sizin tarafınıza zaten sunmuş oldum. Savcılık ifadesinde yine bu konuyla ilgili savcıyla o günkü konuşmamızda tanık olarak aslında karşınızda olmam gerekirken sanık olarak karşınızdayım. Ve bunun yanında da işte bir 4 günlük Vatan serüvenimiz oldu. Bunun yanı sıra örgütle suçlanıyorum ama suçlandığım örgüt tarafından işten çıkartıldım. Söyleyeceklerim bu kadar. Yani çok fazla bir şey söylemenin gereği olmadığını düşünüyorum bu saatten sonra. Aynı beyanımı tekrar ediyorum.


SAVCI SORGUSU

Savcı: Bu imzaya zorlama meselesi, baskı, mobbing DDM kuruluş aşamasında devam etti demişsiniz.

Songül Çar: Şimdi şöyle, bahsettiğim gibi elektronik sistemler endüstriyel ekran ve video wall sistemlerinde Deniz Fatma tarafından hazırlanan bir teknik şartname vardı. O teknik şartnamenin içerisine imza atmak istemediğimi, bu teknik şartnameyi benim hazırlamadığım için imza atmak istemediğimi belirttim ama bu üst yöneticilerim tarafından kabul edilmedi.

Savcı: Benim hazırlamadığınız bir şartnameyi başka biri hazırladı, siz hazırlamış gibi imza attınız, zorla imza mı attırdılar?

Songül Çar: Doğrudur, evet.

Savcı: Böyle bir usul var mı çalıştığınız kurumda? Yani diğer ihale evraklarında da benzer teknik şartnameyi farklı bir kişi hazırlayıp da sizlere veya başka birine imza attırırlar mı şahit olduğunuz?

Songül Çar: Benim şahit olduğum yok ama burada hani belki şu beyanım var. Bunu da üzülerek söylemek istiyorum burada. Eski personeliz biz. 16 yıllık bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçmişim vardı benim. Bu sürecin içerisinde ilk başta dahil edilmeyip daha sonra evet dahil edileceksin denmesi de belki bir soru işaretiydi. Neden dahil edildiğim konusunda hiç bir bilgim yok. Çünkü ilk başta bunlar çok gizli, Dijital Deneyim Müzesi. Kültür A.Ş.'de çok gizli hazırlanan bir projeydi öyle söyleyeyim size.

Savcı: Neden gizliydi?

Songül Çar: İşte bunun, bu sorunun cevabını ben hala bilmiyorum. Yani iddianameyi okuduğunuz zaman taşları yerine oturtturabilecek belki bir şeyler buluyorum kendi çapımda ama neden gizliydi, o birimin teknik şartnamelerini yazan, yazan ben değildim bu arada. Şöyle, konu kapsam, işin başlangıç ve bitiş tarihlerindeki düzenlemeleri yapan bendim ve sisteme giriş yapan da bendim bunlara. Yani satın almaya bunu gönderen de bendim. Ancak bu ilk başta dediğim gibi Deniz Fatma ve Semih Özkaya tarafından takip edilen bir projeydi. Ben hiç dahil edilmedim. En son süreçte konu bana geldiğinde bu beyanda, hatta bunun kamera kayıtları da vardır. Deniz Fatma Bido tarihini tam hatırlayıp şu an söyleyemeyeceğim ama şirkete gelip bunu bana imzalattı. Hatta ben o gün şirkette bile değildim, sırf bu teknik şartnameyi imzalamak için şirkete getirttirildim.

Savcı: Peki onlar neye imza atmadı?

Songül Çar: Ben onu bilmiyorum sayın savcım.

Savcı: Bu süreci peki kim takip etti? Erdinç Çolak...

Songül Çar: Erdinç Çolak. Benim Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak'tı. Ben ona bağlı çalışıyordum. Bu sürecin içerisinde Erdinç Çolak ihale ile ilgili ne derse, burada şu örneği verebilirim. Buradaki arkadaşlarımdan hani yazıcım, mübaşirim neyse benim Kültür A.Ş.'deki görevim oydu. Ben burada herhangi bir menfaat çıkar temin etmedim. Benim herhangi bir mal varlığımda artış...

Savcı: Murat Abbas dahil oldu mu bu sürece veya Murat Ongun?

Songül Çar: Ben bunlarla ilgili bilgi bilmiyorum inan ki. Yani Murat Abbas Genel Müdürümüzdü. Murat Ongun'la burada gördüğüm kadarıyla tanırım, tanışmışlığım yoktur kendisiyle. Murat Abbas bunun içinde mi, dışında mı onu da bilmiyorum ama şunu biliyorum. Birçok ihalede Murat Abbas zaten yurt dışında, gezide, tatilde vesaireydi. Bu süreçte Erdinç Çolak onun yerine vekillik ediyordu ya da Doğan Hamit Doğruer onun yerine vekillik ediyordu. Bu kapsamda Murat Ongun veya Murat Abbas ile ilgili benim söyleyeceğim bir beyan yok.


KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR

Kahraman Yeşilyurt: Beni bilir, tanır mısınız Songül Hanım?

Songül Çar: Evet, Serdal Taşkın döneminde birkaç ihalemiz mimari olarak...

Kahraman Yeşilyurt: DDM projesinde anladığım kadarıyla ihale evraklarını sisteme giren kişi olarak algıladım ifadenizden.

Songül Çar: Doğrudur.

Kahraman Yeşilyurt: Bu DDM projesiyle ilgili birkaç soru sormak istiyorum.

Songül Çar: Buyurun.

Kahraman Yeşilyurt: DDM projesi döneminde bir de gayriresmî ödeme aldığımla ilgili bir duyumunuz oldu mu, bilginiz var mı?

Songül Çar: Sizinle ilgili öyle bir bilgim yok, duymadım.

Kahraman Yeşilyurt: Bunu şuna istinaden söylüyorum: Hakkımda verilen ilk ifadede Abbas’ın 17 Nisan 2025 tarihine kadar olan süreçte tarafımdan harcandığı iddia edilen ve 7 milyon havalandırma ve çatı, 8 milyon iletişim koordinatörlüğünün camı, 22 milyon işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen paralar gayriresmî bir şekilde bütçeye dâhil edilmiştir deniyor.

Songül Çar: Kahraman Bey, benim bundan haberim yok. Bütçesel olayları zaten bilmem ama ben böyle bir şeyi hiç duymadım Kültür A.Ş.'de.

Kahraman Yeşilyurt: Tamam, buna istinaden birkaç soru soracağım size. DDM projesi döneminde şirketin Antre ile DDM'de herhangi bir iş aldığımı duydunuz mu?

Songül Çar: Hayır.

Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir işin yapımını üstlendiğimi gördünüz mü, duydunuz mu?

Songül Çar: Ben görmedim.

Kahraman Yeşilyurt: Tamam, diğer soruma geçiyorum. DDM projesi ihalesi açılmış bir işti bildiğiniz gibi. İhaleyi alan şirketi hatırlıyor musunuz?

Songül Çar: Tuçe firması DDM'in içerisinde ya da iş birliği sözleşmesinin içinde ama hangi ihaleden bahsediyoruz?

Kahraman Yeşilyurt: Ben olmadığım için hangi ihale olduğunu net olarak, yani nasıl bir ihale düzeni gerektiğini, işin yapıldığını bilemiyorum. Sadece sizin de bildiğiniz kadarıyla benim firmamın olmadığı ve diğer firmalarla ilgili bir aklınızda kalan firma varsa Tuçe gibi, onu söyleyebilirsiniz.

Songül Çar: Sizin firmanız yoktu ama daha farklı ihaleleri alan firmalar evet, vardı. Ama sizinle ilgili, sizin firmanızla ilgili herhangi bir şey bilmiyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir şekilde benim firmamı DDM projesi içerisinde duymadınız.

Songül Çar: Duymadım.

Kahraman Yeşilyurt: Bu işi alan şirketler ile şirketim Antre'nin veya benim bir alakam olup olmadığıyla ilgili bir duyum aldınız mı?

Songül Çar: Almadım.

Kahraman Yeşilyurt: Bir diğer soruma geçiyorum. Bu projede bazı fikirler vermiştim. Yangın çıkışları, koridorların genişletilmesi ve uzun uzun anlatamayacağım ama verdiğim fikirlerin bu şekilde olduğunu daha önce de dile getirmiştim Sayın Başkanıma, Sayın Savcıma. Herhangi bir yetkiyle emir veya talimat vermedim. Aksine şahit oldunuz mu?

Songül Çar: Ben görmedim.

Kahraman Yeşilyurt: Diğer soruma geçiyorum. Benim birinden talimat aldığımı duydunuz mu?

Songül Çar: Duymadım.

Kahraman Yeşilyurt: Bir de bir kimsenin adamı olarak çalıştığımı gördünüz mü veya böyle bir şey duydunuz mu? Altı senedir beni tanıyorsunuz.

Songül Çar: Hayır, ben en son sizinle Serdal Bey döneminden ayrıldıktan sonra bir daha bir iş yaptığınızı Kültür A.Ş.'de bilmiyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Bu 6 milyon TL ile ilgili herhangi bir duyum almadınız,

Songül Çar: Hayır

Kahraman Yeşilyurt: Antre Tasarım'a gayriresmî bir şekilde bütçeye eklenmiş, aldığım da söylenmiyor gerçi de. Onu size sormak istedim ihale kısmında evrakları giren kişi olarak. Çok teşekkür ederim, geçmiş olsun.

Songül Çar: Ben de teşekkür ederim, geçmiş olsun.


DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR

Doğan Hamit Doğruer: Songül Hanım öncelikle geçmiş olsun.

Songül Çar: Doğan Bey size de çok geçmiş olsun.

Doğan Hamit Doğruer: DDM projesinde benim doğrudan ya da dolaylı bir müdahalemi, katkımı gördünüz mü, bilginiz var mı?

Songül Çar: Yok, görmedim Doğan Bey.


BARIŞ KILIÇ SORUYOR

Barış Kılıç: Geçmiş olsun Songül Hanım. Barış Kılıç.

Songül Çar: Çok çok teşekkür ederim Barış Bey. Size de geçmiş olsun.

Barış Kılıç: Teşekkür ederim, sağ olun. Kendi anlatımlarınız doğrultusunda, hazırlayan kısmında olmanız doğrultusunda, DDM projesi ile ilgili benim bir dahiliyetim var mıdır?

Songül Çar: Yani ben sizin bir dahiliyetiniz olmadığını düşünüyorum. Ben görmedim çünkü.

Barış Kılıç: En azından bunu sizin de görmemeniz, söylemeniz benim için önemli. Çok teşekkür ederim.

Songül Çar: Ben, ben size teşekkür ederim. Geçmiş olsun.


DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR

Serkan Günel: Songül hanım geçmiş olsun. Ben doğrudan direkt de söyleyeyim... DDM ile ilgili soruyu sordu. Ben genel olarak Doğan Hamit Doğruer'in herhangi bir hukuka aykırı, usule aykırı bir talebi olduğunu sizden bunu sormak istiyorum.

Songül Çar: Şimdi ihale konusunu yöneten yani ihalenin geneli Doğukan Doğruer'di. Ama ben bu sürecin içerisinde herhangi bir atıfta bulunduklarını görmedim veya farklı bir yönlendirme yaptıklarını görmedim. İhale açılır, ihalede var verilir ve sonuca erdirilirdi. O yüzden ben herhangi bir şeye şahit olmadım.

Serkan Günel: Peki siz 16 yıllık çalışanım dediniz. Dolayısıyla iddianamenin sorguladığı, soruşturduğu dönemden öncesine ait de bir bilginiz var. Bu dönemle beraber yani Ekrem İmamoğlu seçildiği dönemle ilgili beraber herhangi bir usulsüz ihalelere çıkışta bir değişiklik oldu mu usulde? Bir farklılık getirildi mi?

Songül Çar: Yani 16 yıllık hayatımda zaten 10 yılı benim çok farklı bir çalışma hayatım var. Cemal Reşit Rey Konser Salonu'ndaydım ben. Ama bu taraftaki son 5 yıla bakıldığı zaman öyle bir farklılık... Sorunun tam olarak nereye gidebileceğini bilemiyorum yani şu anda. Nasıl bir farklılık mesela?

Serkan Günel: Yani bir usulsüzlük... İhale düzenlerinde ya da biz onlara ihale demiyoruz aslında, Kültür A.Ş.'nin vermiş olduğu iş içlerde diyelim. Eski döneme ilişkin bir farklılık var mıydı eski dönemden? Yani bir önceki AK Parti döneminden her hangi bir farklılık var mı diyeceğim ama siz o dönemde zaten...

Songül Çar: Yok, ben o dönem dediğim gibi, ben o dönemdeki ihale kısmında değildim. O yüzden bu soru beni aşıyor biraz.

Serkan Günel: Peki. Murat Abbas'la birebir çalıştınız mı? Çalışma düzenine ilişkin soracağım. Çünkü kendisi "Ben sadece kültür ve sanat işleriyle uğraşıyorum" diyordu çünkü. Murat Abbas'ın çalışma düzeninde ihalelere ilişkin...

Avukat: Bir itirazım var benim. Müvekkilin eyleme ilişkin soru olursa cevap verebiliriz. Ama bundan 10 sene önceki ya da Murat Abbas öyle demiş gibi bir sorudan müvekkilin üzerinden kendilerinin aklanmasını ya da aklanmamasını girilmesini istemiyoruz. Yani müvekkilin zaten 15 yıllık bir İBB geçmişi varken bu sebepten dolayı İBB'de bir ön yargı var kendisine. Bu salonda da bu ön yargının ortaya çıkmasını istemiyoruz.

Serkan Günel: Meslektaşım, herhangi bir ön yargı değil sadece bilgi ve görgüye dayalı soru soruyoruz. Herhangi bir kötü niyet yok burada.

Avukat: Tamam ama...

Hakim: Hanımefendi'nin istinat edilen eylemlerin dışındaki soruları sorup cevap verip vermemek hanımefendinin kendi takdirindedir zaten. Cevap vermek isterse verir.

Serkan Günel: Murat Abbas nasıl bir yönetici? Sadece bunu sormak istiyorum.

Songül Çar: Şöyle bir şey söyleyeyim size: Murat Abbas koridorda gördüğümüz zaman bize selam vermeyen bir yöneticiydi. Bizi eski olduğumuz için diye düşünüyorduk her zaman. Öyle tasvir ediyorduk. Ama yöneticisel olarak baktığınız zaman burada şunu söylemekten çekinmeyeceğim; 4734 Kamu İhale Kanunu'nu tam olarak bilen kaç tane yönetici var diye sorsanız Murat Abbas'tan ziyade bence daha yerinde olur diyorum.

Serkan Günel: Tam olarak cevabınızı anlayamadım, iyi miydi anlamında söylüyorsunuz?

Songül Çar: Kendi alanında etkinlik vesaire tarzı olarak iyi olabilir ama bir belediye iştirakinde çalışabilecek 4734 Kamu İhale Kanunu'nu bilen birisi değildi.


BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Songül Hanım geçmiş olsun. Az önce Barış zaten sordu size "Dijital Deneyim Müzesi'nde bir etkinliğim var mıydı satın almalarda" diye, "Yok" dediniz. Ben size sadece daha farklı bir soru soracağım. Emniyet ifadenizde de kendinizi ihalelerde —az önce de "Teknik üye olarak ben bulunuyorum" dediniz, uzman teknik üye— ihalelerde, komisyonlarda uzman teknik üye ne yapar? Barış Kılıç da genelde ihalelerde teknik uzman üye olduğu için en azından bu konuyu sizin bildiğiniz hali dahilinde açıklarsanız sevinirim.

Songül Çar: Teknik üyeyi şöyle açıklayabilirim: Benim kendi tarafımda bakıldığı zaman zaten teknik üye olarak benim yazılmamam gerekiyordu. Neden? Çünkü benim alanım bilişim, işte inşai bir alanda benim hiç olmamam gerekiyordu. Ama diyelim ki bilişim alanında bunu sordunuz; teknik üye, alınacak olan ürünle ilgili teknik özelliklerin belirlenmesi ve bunun doğruluğunu aslında teknik şartnamede kontrol eder ve bunun o teknik şartnamenin doğru yazıldığına dair altına imza atmış olur.

Cansu Çiftçi: Yani bir fiyat belirleme, direkt firma belirleme yetkiniz yok?

Songül Çar: Asla.


MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU VE CEM ÇELİK (1977) AVUKATI ABDULLAH KAYA SORUYOR

Abdullah Kaya: Songül Hanım, Dijital Deneyim Müzesi'nin inşaatının başlama ve bitme tarihini biliyor musunuz?

Songül Çar: Çok affedersiniz, bunu hatırlayamayacağım maalesef. Tam olarak hangi tarihler arasında olduğunu bilmiyorum. Yani hani tarih noktasında tam olarak bilmiyorum.

Abdullah Kaya: Tahminen ne kadar sürdüğünü bile biliyor musunuz inşaatın?

Songül Çar: Çok uzun sürmediğini biliyorum ama gün olarak da tam bir şey söylememin imkanı yok. Çünkü dediğim gibi ben genellikle o kısımda değildim. Yani ben Dijital Deneyim Müzesi'nin içerisinde şu şunu yapıyor, şu kadar sürüyor; bu bunu yapıyor, bu kadar sürüyor diyebilecek bir bilgiye sahip değilim.


ERDİNÇ ÇOLAK AVUKATI TAYLAN SERENÇELİK SORUYOR

Taylan Serençelik: Öncelikle Songül Hanım geçmiş olsun. Şeyi sorabilir miyim size: Bugüne kadar Kültür A.Ş.'de hangi birimlerde çalıştınız? Hangi birimlerde?

Songül Çar: Satın Alma, Kurumsal İletişim ve Erdinç Bey'in bağlı olduğu müdürlük.

Taylan Serençelik: Peki şunu da söyleyeyim size. Emniyetteki ifadenizde, "Teknik şartname, teknik özellikler ilgili birimden geldikten sonra satın alma dosyası oluşturulur." demişsiniz, doğru mudur?

Songül Çar: İlgili birimden geldikten sonra konu, kapsam, işin süresi vesaire kısımları yazılır; onunla birlikte Kültür Aş. sistemine gönderilir.

Taylan Serençelik: O zaman anladığımız kadarıyla teknik şartname bir satın alma işlevi midir, değil midir?

Songül Çar: Teknik şartname eğer... Şimdi bizim sistemimiz şöyle akıyordu: Mesela bir teknik şartnamenin teknik özellikleri benim tarafıma iletilirdi. Biz onlar üzerine konuyu, kapsamı, işin başlama ve bitiş tarihlerini yazdıktan sonra ilgili şefe tekrar onaya atıyorduk mail ağıyla. Bunlar Kültür A.Ş.'nin maillerinde kayıtlıdır hâlâ, benim... Kapatmamışlardır diye düşünüyorum. O şef onu son kez okuduktan sonra... Çünkü mesela şöyle düşünün; ben bir işin yapım süresine 15 gün diyebilirim ama o işin yapım süresi 40 gündür. İlgili şef tekrar bir göz gezdirir, okey verirse o zaman evet, teknik şartname kısmına dönüştürüldü idi. Buradan da Kültür Aş. sistemine giriş yapılırdı.

Taylan Serençelik: Peki, biraz önce şey dediniz; hani, "Eski bir personel olduğum için siyasi baskı gördüm." Erdinç Bey'e bağlı olarak ne kadar çalıştınız ve Erdinç Bey'den herhangi bir siyasi baskı gördünüz mü?

Songül Çar: Erdinç Bey ile yaklaşık olarak 4... 3,5-4 sene çalışmışızdır. Erdinç Bey'le aslında ilk başlardan son güne gelene kadar bizim aramızda hiçbir siyasi baskı noktası yoktu. Ancak Dijital Deneyim Müzesi gündemimize geldikten sonra Erdinç Bey'in üzerindeki yükten diye düşündüğüm bir kısım bu; evet siyasi baskı başladı, evet Erdinç Bey'in direktifleri başladı, evet işte "Ben genel müdür yardımcısıyım." gibi ithamları başladı ve ondan sonra da zaten ben Kültür A.Ş.'den ayrıldım, öyle söyleyebilirim.


AVUKAT ARSLAN ÇARSANCAKLI SORUYOR

Avukat: Songül Hanım çok geçmiş olsun. Biraz önce dediniz ki teknik şartnameyi aslında ben düzenlemedim dediniz. İlgili birim olduğunu ifade ettiniz, doğru mudur?

Songül Çar: İlgili birim derken? Bunu tam anlayamadım.

Avukat: Şöyle, biraz önce “İlgili birim aslında düzenledi” demiştiniz.

Songül Çar: Bakın şöyle, cümleler arasında çarpıtma yapmadan daha iyi olur. İlgili birim derken, benim Erdinç Çolak’a bağlı bilgi işlem tarafım vardı, teknik tarafım vardı, müzeler tarafım vardı, birkaç alanım vardı. Bu sürecin içerisinde ilgili birim derken ben teknik şartnameyi yazdıktan sonra ilgili birim yani tırnak içerisinde Ergün Çolak’ın bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcılığına bağlı olan birimlerden bahsediyorum. Biz teknik şartnameyi yazdıktan sonra ihaleye atıp da ihale bana onay versin demezdik.

Avukat: Peki teşekkür ederim. Burada ihale biriminin teknik şartnamenin oluşturulması sürecinde herhangi bir dahli var mıdır, yok mudur?

Songül Çar: Hayır, yoktur.


SONGÜL ÇAR AVUKATI SAVUNMASI

Depremde Adana'da ailemizden 3 kişiyi kaybettik. Hasan Alpargun Apartmanı'nda bilenler vardır. O dosyada da 10'a yakın müvekkilim vardı, kendi ailem vardı. Hayatımdaki en zor idddia oydu, bu da ikincisi oluyor. Çünkü savunma da hem bu ağırlığı üstümüze yüklüyor, dosyanın ağırlığı da bir yana, bir de biri çok güzel ifade etti, önünüzdeki katip neyse müvekkilimin dosyadaki dahili ve bilgisi de o.

Şimdi ben size hem müvekkile yönelen suç isnadını hem de müvekkilin profiline kısa bir çizip bugünkü en azından bizim açımızdan mesaiyi bitirmek istiyorum. Sayın Başkan, müvekkilimiz Savcılıkta kamunun zararına dolandırıcılık suçlarından, örgüte üye olmaktan ve zimmet suçlarından soruşturmaya başlatıldı. Fakat iddianame aşamasında bunların tamamından sadece kamu zararına dolandırıcılık suçuna iştirak iddiasıyla iddianame düzenlendi. Zira müvekkilimiz bir devlet memuru değildi. Müvekkil Songül Çar, az önce de bahsettik, 2010 yılında, Sayın Başkan, İBB iştiraklerinde göreve başlıyor. İşten çıkarıldığı 2026 yılının Ocak ayına kadar da tek bir disiplin suçu dahi olmadan görevini ifa ediyor. Öyle ki bu 15 yıllık iş hayatında sadece 2010 yılında aldığı, krediyle aldığı bir ev ve eski model bir araba harici üzerine ya da eşinin üzerine kayıtlı hiçbir mal varlığı yok. Kaldı ki eşi öğretmendir. 9 yaşında da çok tatlı bir çocuk sahibidir.

Sayın Başkan, heyetiniz bu suçu değerlendirirken bakacağı iki durum var. Bunlardan bir tanesi müvekkilin suç işleme kastıdır. Diğeri ise bu suçu üzerindeki fiili hakimiyetidir. Suçun manevi unsurlarından menfaate bir sonraki aşamada geçeceğim. Bu iki unsurda müvekkil açısından tamamen yoksundur. Zira müvekkilin de ifade ettiği gibi önünüze bırakan katipten sabah liste gezdiren mübaire hiçbir farkı yoktur müvekkilin bu olayda. Bir bilişim uzmanı olarak kendisine tevdi edilen belgelerin sisteme geçmesinden harici hiçbir şey yapmamıştır. Peki bunun en büyük delili nedir biliyor musunuz Sayın Heyet? Şu emniyet ifademizde gördüğümüz 30'a yakın ihalelerin hiçbirinde müvekkilin ismi yoktur.

Hiçbirinde müvekkilin ismi yoktur. Müvekkilin ismi nerede vardır? Sayıştay'ın hazırladığı bir raporda vardır. O da neden? Sayıştay Kültür A.Ş.'de hazırladığı raporda çok güzel ifade ediyor. İddia olunan kamu zararının 86 milyon küsur olduğunu beyan ediyor. Bu zararların nasıl ortaya geldiğini açıklıyor. En son da tüm bu hususlara müvekkilimiz, yani Songül Çar, bilgi sahibidir diyor. Bilgi sahibidir diyor. Yani aslında karşınızda tanık olarak olması gereken müvekkil sanık kürsüsünde ve Vatan Emniyet'te maalesef bir 4 gün geçiriyor. Müvekkilimiz beyan etti, Sayın Heyet. Kendine bağlı bir genel müdür yardımcısı vardı. Gelmesinden bu yargılamada hem heyet hem biz hem de izleyici meslektaşlarım bir belediyede nasıl çalışıldığına ilişkin çok ciddi bilgi sahibi olduk. Hiyerarşik yapının ne demek olduğunu, alt üst ilişkisinin ne denli önemli olduğunu biz bu yargılamada gördük. Müvekkilimiz de 15 yıldır çalışan ve kendi deyimiyle gördüğü mobbingin esiri olarak bugün burada. Bağlı çalıştığı genel müdür yardımcısı var. Dosyada da bir süredir tutuklu olan Erdinç Çolak. Onun emir ve talimatları dışında hiçbir şey yapamıyor. Öyle ki bu konuşma kaydı yine Vatan Emniyet Savcılık sorgusunda sunuldu.

İmzalar kısmında "Benzer imza atıp geçerim" diyor. Yani 15 yıllık bir kıdeminiz var. Genel müdür yardımcınız "Benzer imza atıp geçerim" diyor. Evlisiniz, bir çocuğunuz var, geçindirmeniz gereken bir aile var. Sıkıyorsa buna imza atma. Savunmaya müdahale etmeyin, ben sizin savunmanıza müdahale etmedim. Biraz meslektaşa saygı. Sayın Başkan, tarihimizde meşhur bir söz var; "Ferman padişahınsa kalem tutan katibin boynu vurulmaz" diye. Buradaki iki durum tam olarak da bu. Müvekkilin amirlerinin bahsettiği, zorladığı evraklar dışında dosya kapsamında hiçbir dahili yoktur. Peki bu baskı sadece müvekkile mi yapıldı? Yani burada bir hayali baskıdan mı bahsediyoruz? Nereden anlıyoruz biliyor musunuz Sayın Heyet?

Diğer bir dosyada sanıklardan Abdullah Uçar'ın iddianameye yansıyan ifadesi var Sayın Başkan. Benzer statüde olan Onur Aldı'nın ifadesi aynen şudur; Onur Aldı'nın aşırı baskıları ve mobbingleri neticesi bazı evraklara imza atmak zorunda kaldık. Bizinizi "Bunlar iş yapmak istemiyorlar" şeklinde tefrikler yapmak suretiyle kötülemeye çalıştı. Bakın bu, müvekkilin anlattığı hiyerarşik baskının en net ifadesidir. En net ifadesidir. Kaldı ki burada işlemesi gereken bir sistem var, bir iş var. Yine efendim, bir örnek daha vermek istiyorum. İslam adalet anlayışında, yani Kur'an-ı Kerim'de İsra Suresi 15 der ki; "Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez." Bizim beyanımız burada bir günah işlendiği değildir. Biz bu iddia olunan kamu zararının 1 kuruşunun dahi bizim sebebiyet vermediğimizdir.

Bu MASAK raporlarıyla ortadadır, Sayıştay raporlarıyla ortadadır. Bunlardan da bizim sorumlu tutulmamız ceza hukukunun şahsiliği ilkesi mümkün dahi değildir. Zira 86 milyon gibi bir zararın bir ücretin bir tık üzerinde maaşla geçinen, 9 yaşlarında bir çocuğu olan, tek mağazam var deyip ev ve araba olan bir kadının üzerinde yıkılması kabul edilebilir değildir. Sayın Başkan geldik ikinci ifademize, kast ve illiyet bağının yokluğuna. Bakın 158'den bir yargılama var, bir de ek savunma var. Buna ilişkin süre istiyoruz. Detaylı savunmamızı vereceğiz. Efendim bu suçun ortaya çıkabilmesi için hem Yargıtay'ın hem de kanunumuzun aradığı belli başlı şartlar var. Kaldı ki doktoranın bildik yaptığı net konulardan bir tanesidir. Dolandırıcılık suçunun olabilmesi için, heyet, öncelikli bir kastın varlığı gerekiyor. Kastı zaten önümüze koyduk.

Aykut Bey, diğer eylemlerden sorumlu müvekkiliniz tutuksuz. Çok sanığımız var, varsa suçunu söyleyiniz, bitirelim. Tamamdır efendim, bitiriyorum. Kastımız yok, fiil üzerinde fiili hakimiyetimiz yok ve tabii ki de menfaatimiz yok. Sayın Başkan, Anadolu'da derler ki "Kurunun yanında yaşı da yakma." Bir MASAK raporunda, HTS kayıtlarında ve tanık beyanlarında Murat Abbas dahil olmak üzere hiçbirinde müvekkilimize atfedilen bir suç yoktur. Yine efendim İçişleri Bakanlığının tevdi raporunda müvekkilimizin ismi dahi geçmiyordur. Bu sebeple müvekkilimizin beraatini, ayrıca birkaç tane de talebimiz var efendim, müvekkilin yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasına, duruşmalardan vareste tutulmasına, bir de efendim el konulan telefonların imaj alanlarını düşünüyoruz, telefonlarının iadesine karar verilmesini talep ediyoruz.

DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Heyet uzun savunmaların ardından duruşmaya ara verdi.

EYÜP SUBAŞI'NIN OĞLU BUĞRA SUBAŞI SAVUNMA YAPTI

Onur Buğra Subaşı: Sayın başkanım, kabul etmiyorum suçlamaları. Benim de annemin de daha demin anlattığı üzere, babam 18 yaşıma girdiğimde işte bir şirket kurdu üzerime. Bunu da 2-3 yıl sonrasında kendi üstüne geri aldı zaten. Anlatacaklarım benim de bu kadar.

Hâkim: Senin de şirketin işleyişiyle ilgili herhangi bir bilgin yok o kadarıyla? Sadece resmiyette mi sen üzerinde?

Onur Buğra Subaşı: Evet.

Hâkim: Beraatini istiyorsun.

Onur Buğra Subaşı: Beraatimi ve adli kontrollerim kaldırılsın.


ONUR BUĞRA SUBAŞI AVUKATI SAVUNMASI

Efendim müvekkilin beyanlarına katılıyoruz. Zaten savunmamızı çok da uzatmayacağız, çok da uzatmaya gerek yok çünkü. Gerek Eyüp Subaşı, gerekse... Ek savunma hakkında süre talep ediyoruz ayrıca efendim. Gerek Eyüp Subaşı, müvekkilim babası, gerekse müvekkilimizin ifade ettiği üzere müvekkil şirketin yönetiminde hiçbir zaman dahil olmamıştır. Aynı zamanda müvekkil Ticaret Sicil Gazetesi'ndeki kayıtlardan da anlaşılacağı üzere 24 Sıfır Bir 2023 tarihinde şirketi devretmiştir. Dosyada herhangi bir dahili olduğuna dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Müvekkil hakkında uygulanan imza ve yurt dışı adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını, az önce meslektaşım Burak Bey'in de ifade ettiği üzere tefrik kararı verilerek beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. Eğer aynı zamanda yani aksi kanaatteyseniz özellikle bu imza adli kontrol yükümlülüğünün kaldırılmasını da önemle rica ediyoruz.

"26 YILDIR EV HANIMIYIM, HESAPLARIM BLOKE"

İş insanı Eyüp Subaşı'nın eşi savunmasını yaptı.

Gülşah Subaşı: 26 yıllık evliyim 4 çocuk annesiyim 26 yıldır ev hanımıyım 2014 yılında eşim benim üzerime Genç İletişim şirketini kurdu aynı zamanda geniş kapsamlı bir vekalet imzaladım. Yani işlerle ilgili hiçbir bilgim ilgim yok yönetim tamamen eşime ait olmuştur bu kadar.

Hakim: Şirketle ilgili fiilen yaptığı yönetimle ilgili bir bilginiz yok sadece resmiyette benim üzerime diyorsunuz.

Gülşah Subaşı: Asla. Evet 26 yıldır ev hanımıyım ben.

Hakim: Dolayısıyla söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir bilgi sahibi değilim beraatimi istiyorum.

Gülşah Subaşı: Beraatimi istiyorum adli kontrol kararlarının kaldırılmasını.

Hakim: Ne var adli kontrolünüzde?

Gülşah Subaşı: Yurt dışı yasağı var, hesaplarımdaki blokeler, şahsi hesaplar.

Hakim: Tedbirlerin kaldırılmasını istiyorsunuz.

Gülşah Subaşı: Evet ve beraatimi talep ediyorum.


GÜLŞAH SUBAŞI AVUKATI BURAK GÜNAY SAVUNMASI

Müvekkilinin beyanlarına katılıyoruz. Gerek müvekkil şu anki ifadesinde, gerek eşi Eyüp Subaşı gerek soruşturma gerekse huzurunuzdaki ifadesinde zaten müvekkilin herhangi bir şirketin işleyişiyle alakalı eyleminin olmadığını çok net bir şekilde söylemiştir. Müvekkilin huzurunuzdaki dava dosyasına yer almasının tek bir sebebi var, o da Genç Popülist isimli firmanın kendi üzerine kurulmuş olmasıdır. Kısacası iddianamede müvekkilin dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının manevi unsuru olan kast unsurunu gerçekleştirmediği ortadadır. Biz bu sebeple müvekkilin tefrik edilmesini ve beraat kararı vermenizi talep ediyoruz. Çünkü sanık sayısı, yargılamanın süresi daha da sürecek olması müvekkilin adil yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarını ihlal edebilir. Bu sebeple tefrik edilip beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. İkinci husus adli kontrolün kaldırılmasını talep ediyoruz. Hesaplarındaki blokelerin kaldırılması ve el konulan eşyaların iadesini talep ediyoruz.

"MÜVEKKİLİM ÖZEL ŞOFÖR HER YERE GİDER VE YAP DENİLENİ YAPAR"

Murat Gülibrahimoğlu'nun şoförü Semih Bilgin ve avukatı savunmalarını yaptı.

Semih Bilgin: Sayın Başkanım, Sayın Savcım, sevgili heyet; öncelikle saygılarımı sunmak isterim. Savunmama başlarken bütün etkin pişmanlık ifadelerimin aynen katıldığımı belirtmek isterim. Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım 2013-2015 yılları arasında vale şefi olarak görev yaptığım Arnavutköy Sürbalık restorana dayanmaktadır. Hatta Yener Bey ile de tanışıklığımız bu döneme dayanmaktadır. 2015 yılının ağustos ayında kendisi bana şoförü olmamı teklif etti. İlk başta çekincelerim vardı; çünkü Murat Bey zor bir adamdır, sert bir adamdır. Lakin Sürbalık'ta yaşamış olduğum birtakım problemlerden dolayı teklifini eylül ayında kabul ettim ve Eylül 2015'ten itibaren makam şoförü olarak bu göreve başladım. İlk etapta Murat Bey'in kendisine bizzat hizmet etmekteydim. Murat Bey'in şoförlüğünü yapmaktaydım. Lakin Murat Bey pek şoför kullanmazdı, aracı kendi kullanmayı severdi. Ben daha çok ofiste beklerdim. 1,5 yıl kadar görevde kaldıktan sonra Murat Bey evindeki şoförü azletti, işine son verdi ve beni eşinin ve çocuklarının şoförlüğünü yapmak üzere konutunun hizmetine vermiş bulunmaktadır. 8 yıl boyunca bu görevde kaldım Sayın Başkanım. 8 yıl boyunca Murat Bey'in ailesine hizmet ettim.

Nasıl hizmet ettiğimi diyecek olursanız; üç tane çocuğu vardı, çocuklarının okul taşımacılığı, okula götürülüp götürülme, yine çocuklarının basketbol, voleybol gibi, jimnastik gibi etkinliklere götürülme, doğum günlerine götürülme, yine eşinin arkadaşlarıyla buluşması veya alışveriş merkezlerine gitmesi gibi durumlarda görevlerde bulunmaktaydım. Lakin bu dönemlerde, yaz aylarında malumunuz okullar tatil, Murat Bey'in ailesi de beraberinde tatilde olduğundan dolayı yaz aylarında 1-1,5 aylık süreçlerde merkez ofise geçip buradaki işleyişe destek vermiş bulunmaktayım. 2024 yılına geldiğimizde ise Murat Bey evinde bir değişikliğe gitmeye karar verdi. Emekli ve mesleği bırakmış olan koruma şube polislerinden bir ekip kurarak benim yerime evde görevlendirdi. Haliyle ben boşa düşmüş oldum. Bu süreçte beni Etiler'de bulunan merkez ofise geçirdi. Kendisi tam bir vefa örneği sergilediğini düşünürken, daha sonra Yener Bey'den duyduklarım karşısında şok olmuş bulunmaktayım. Çünkü benim evden Etiler'e geçme sürecinde benim burnumu sürtmesini, Yener Bey'in ifadesinde de var bu, bana orada zorluk çıkarılmasını talep etmiş. Açıkçası ben bunu çok çok sonra öğrendim ve bir hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Çünkü yıllarca emek verip emeğimin karşılığını bu şekilde almak oldukça can sıkıcı bir durumdu.

Sayın Başkanım, müsaadenizle şimdi hakkımdaki suçlamalara geçmek istiyorum. Öncelikle bir 4,5 milyon dolar nakit para çekiciliği iddiası var. Ben hayatım boyunca değil böyle bir parayı çekmek, böyle bir miktarı bir arada bile görmedim. Lakin farklı zamanlarda Göktürk'teki ve Maslak'ta bulunan VakıfBank şubelerinden Sayın Adem Başer'in yazmış olduğu talimatlarla çekmiş olduğum birtakım paralar var. Bunları müsaadenizle açıklamak istiyorum. Öncelikle 2022'nin ağustos ayında 200 bin dolar çekmişim. Bu parayı Adem Bey'in yazmış olduğu talimatla Göktürk VakıfBank şubesinden çekmişim. Bu parayı Adem Bey'e ne yapmam gerektiğini sorduğumda kendisi Murat Bey'e teslim etmemi söylemiş. WhatsApp'tan Murat Bey'e nereye getireceğimi söylediğimde o dönem Levent Polat Plaza'da bulunan ofisimizde olduğu ve parayı buraya getirmem gerektiğini söylemiş. Aynı şekilde aynı yılın temmuz ayında, 2022'nin temmuz ayında yine Adem Başer'in yazmış olduğu talimatla 130 bin dolar para çekmiştim Göktürk VakıfBank şubesinden.

Bu parayı yine ne yapmam gerektiğini söylediğimde bu parayı Adem Bey bana 12.700 dolarlık kısmını Taylan Deniz isimli, ki kendisini tanımıyorum, hayatımda hiç görmedim, beyefendiye teslim etmemi; kalan 12.700 dolarlık kısmını ise Murat Bey'e sormamı söylemiş. Sorduğumda ise Murat Bey, kalan 12.700 dolarlık kısmını Cebeci Maden Sahası'nda olduğunu ve kendisine getirmem gerektiğini söyledi. Yine 2022'nin haziran ayında 1.000 euro çekmişim ve Murat Bey'e teslim etmişim aynı şekilde talimatla. Göründüğü üzere bu tarihler yaz aylarına denk gelen tarihlerdir. Yani Murat Bey'in ailesinin tatilde olduğu ve benim şirkete destek attığım tarihlerdir. Eğer ben bu dönem müsait olmasaydım benim adıma bu işlemleri şirketten herhangi başka bir arkadaş yapacaktı. Yani para çekimlerine belirli kişiler gitmiyordu; o an şirkette kim boştaysa, şoförlerden kim boştaysa veya bütün şoförler doluysa Adem Bey'in, hatta Yener Bey'in para çekmişliği bile vardır. Yine farklı tarihlerde 50.000 TL, 10.000 dolar, 100.000 TL gibi bizim gibi maaşla çalışan insanlar için yüksek ama zengin hayat süren insanlar için cüzi rakamlar sayılacak miktarlar çekip, Murat Bey'in eşine teslim etmiş bulunmaktayım. Malumunuz konutta çalıştığımdan dolayı eve bir para lazım olduğu zaman Göktürk VakıfBank'tan ben çekiyor, talimatla yine Adem Bey'in yazmış olduğu talimatla ben çekiyor ve evine bırakıyordum.

Efendim, 12 Ağustos 2025'te savcılığa çağrıldığım gün, akşam 5 sularıydı kendisi, haliyle ilk defa savcılıkta ifade vermeye gidecektim ve endişeliydim...

Hâkim: Kaldığımız yerden devam edelim.

Semih Bilgin: Kaldığım yerden alayım, peki. Evet Sayın Başkanım; üçüncü olarak dediğim gibi Haziran 2022'de yine Adem Başer'in yazmış olduğu talimatla... Ki bu talimatları Murat Bey (Gülibrahimoğlu) Yani şöyle; para çekme işlemleri şöyle gerçekleşiyordu Sayın Başkanım: Murat Bey tabii para çekme işlemi olduğunu söylerdi finans bölümüne. Adem Başar yazılı bir talimat yazardı. Para çekecek olan kişi o an kimse, kim boştaysa bu talimat yazılır. Kişi bu talimatla bankaya gider ve para çekme işlemini yaptıktan sonra Adem Bey'e ya da Murat Bey'e yazar ve parayı ya Adem Bey'e şirkete ya da Murat Bey neredeyse kendisine götürürdü. İşlemler bu şekildeydi. Tarihlerin ve rakamların bu kadar net olmasının sebebi, bunların hepsini benim WhatsApp yazışmalarından çıkarmış olmam. Bu WhatsApp yazışmalarının bir örneği, ekran resimleri savcılığa sunmuş olduğumuz mavi klasör içerisinde mevcuttur efendim. Yine farklı tarihlerde dediğim gibi 50.000 TL ve 10.000 euro gibi para çekme işlemleri gerçekleştirdim, bunların tarihini hatırlamıyorum. Lakin bunları da Murat Bey'in konutuna bizzat eşine teslim etmişliğim vardır.

Yani Murat Bey'in hesabından dediğim gibi benim veya herhangi bir kişinin gidip kafasına göre para çekmesi kesinlikle mümkün değildir. Zaten bankacılıkta böyle bir işlem yoktur. Öncelikle bir yazılı talimat olması gerekir. Bu yazılı talimatı ya Adem Başer'den elden alırdık ya da Adem Başer çekeceğimiz bankanın müdürüne mail atar. Biz de gidip bankadan parayı çeker ve dediğim gibi ya şirkete getirir Adem Başer'e ya da Murat Bey neredeyse ilk kendisine yazar, kendisine teslim ederdik efendim. 12 Ağustos'ta ilk ifadeye çağrıldığımda, haliyle daha önce hiç savcılık ifadesi çıkmadığımdan, endişeli bir şekilde ne yapacağımı düşünerekten o dönem genel müdür Sayın Genel Müdür Yağmur Cihan ve genel müdür yardımcısı olan Adem Başer'ın odasına inmiş bulundum. Ve ne yapacağımı bilemediğimden kendilerine ne yapmam gerektiğini sordum. Yağmur Hanım yanımda Murat Bey'e mesaj attı WhatsApp'tan ve kendisine, "Semih ifadeye çağrıldı" deyince Murat Bey de sanırım çektiği paralar üzerine ifadeye çağrıldığını düşünerekten, "Semih benim hesabımdan para çekti mi?" diye sordu. Bu WhatsApp yazışmasını daha sonradan bana Yağmur Hanım gösterdiği için bu kadar net konuşuyorum efendim.

Bunun üzerine Adem Bey, Adem Başer açıp baktığında 2025 yılında hiçbir para çekme işleminin olmadığını görmüş. Ben de bunun... Bunun üzerine ben de "Bir yanlışınız var. Ceylan Hanım'a haftalık teslim etmişliğim var bizzat evden" deyince de bunu Murat Bey'e yazdı Yağmur Hanım ve Murat Bey de, "İşi karıştırmasın. Çektiği paraları bana getirdiğini söylesin" demiştir. Ben de çektiğim miktarları bu kadar düşük olduğunu bildiğimden savcılık ifadesine gittiğimde, Savcı Bey bana 11 milyon TL gibi hatta net rakamı söyleyeyim, 11 milyon 279 bin TL gibi bir para çektiğimi söyleyince böyle bir para çekmediğimi söyledim haliyle. Çünkü bir gün önce Adem Bey baktığında böyle bir para benim çektiğim görülmüyordu. Lakin bir önceki söylediklerimden de görülecek olursa bu paralar 2022 yılında çekilmiş. Bu tarihlere bakmadığımızdan dolayı, savcının karşısına hazırlıksız çıkmış olduğumdan dolayı ve böyle bir para çekmemiş olduğumu söylediğimden dolayı tutuklandım, tutuklanmış bulunmaktayım.

Tutuklu olduğum sürede, böyle bir parayı nasıl çekmiş olduğumu düşünürken çalışma sistemimiz geldi aklıma. Biz şu şekilde çalışıyorduk Sayın Başkanım: Ben 10 yıl boyunca hiçbir zaman şirket kredi kartı kullanmadım. Göktürk'te çalıştığım, yani Murat Bey'in evine hizmet ettiğim dönemde kullanmış olduğum araçların yakıtını, kullanmış olduğum araçların bakımını, aynı şekilde yıkamalarını, temizliklerini, lastik değişimlerini; aynı zamanda konutun bütün mutfak giderlerini, konutun ihtiyaçlarını ve Ceylan Hanım'ın alışverişlerinin hepsini kendi şahsi kredi kartımdan yapıyordum. Bu harcamaları fişleriyle beraber ayrıntılı bir şekilde masraf formu dediğimiz bir forma yazıyor, fişleri bu forma zımbalıyor, önce gidip Ceylan Hanım'ın onayına, o onaylayıp imzaladıktan sonra Yenal Bey'in onayına, Yener Bey de onaylayıp imzaladıktan sonra muhasebeye veriyordum. Muhasebe de bu paraları tekrar benim hesabıma geri atıyordu. Bahsi geçen bu masraf formlarının hepsi yine savcılığa sunmuş olduğumuz mavi klasör içerisinde mevcuttur. Bu rakamları, bu masraf formlarını topladığınız zaman, 10 yıllık bir süre boyunca düzenli olarak yapılmış bir işlem olduğundan dolayı, topladığınız takdirde o 11 milyonu göreceksinizdir Sayın Başkanım.

Yine hakkımdaki bir diğer eylem, bir gizli toplantıya dahil olduğum konusu var. Öncelikle Murat Bey'i tanıyanlar bilirler; Murat Bey'in şoförünün, Murat Bey'in herhangi bir toplantısına dahil olma ihtimali yoktur Sayın Başkanım. Murat Bey kesinlikle şoförünü böyle bir toplantıya dahil etmez. Konu şöyle: Pandemi döneminde malum okullar kapalı olduğundan ben de şirket işlerine yardım etmek amacıyla ofis boy olarak o dönem Levent'te bulunan Polat Plaza'da yardım amaçlı bulunuyordum, tabii ki Yener Bey'in ve Murat Bey'in talimatı üzerine. Bir gün Murat Bey şirketten, "Semih çıkıyoruz." dedi, arabaya bindik. Murat Bey'in öncelikle... Murat Bey ile çalışmak zordur; çünkü arabaya binene kadar nereye gittiğini kimse bilmez. Haliyle şoför arabaya bindikten sonra adresi öğrenince zorluk çeker. Bu yüzden Murat Bey ile çalışmak kesinlikle zordur. Çok zor ve sert bir adamdır, kendisinden çok azar yemişliğim de vardır maalesef.

Araca bindiğinde Emirgân Korusu'na gittiğimizi söyledi. Ben Beşiktaş'ı, Beyoğlu'nu bilirim; Emirgân Korusu'na çok yakın bir nokta değil. Bölgeyi bildiğimden dolayı beni aldığını tahmin ediyorum. Emirgân Korusu Sayın Başkanım halka açık bir yerdir. Özellikle nisan ayında Lale Festivali düzenlenir ve oldukça, binlerce misafir gelir; yani gizli toplantı yapılacak bir mevkide değildir. Buraya gittiğimizde Emirgân Korusu'nun içinde bulunan Beyaz Köşk'ün otoparkına aracı park ettim. Murat Bey indi ve Beyaz Köşk'e girdi. Otoparktaki resmi araç yoğunluğundan içeride önemli biri olduğunu anladım tabii ki. Sigara içmek için arabadan indiğimde oradaki şoförlerden bir tanesiyle sohbet ettiğimde içeride Sayın Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Ben de bunun üzerine sigaramı bitirdim, araca geri döndüm ve yaklaşık 40-45 dakikalık bir toplantının ardından Murat Bey de araca bindi ve o dönem yine Levent'te bulunan Polat Plaza'daki ofisimize geri döndük. Eylem bundan ibarettir Sayın Başkanım.

Yine pandemi döneminde boşta olduğumdan dolayı, okullar kapalı ve çocuklar da herhangi bir yere çıkmadığından dolayı şirket işlerine yardım ederken İzmir'de bulunan Sarp Bey'in Takom... Tekom öyle bir şirketi vardı, etiket üzerine. Bizim şirkete etiket satıyordu diye biliyorum. Buraya bir çek götürme işlemim var. Yine finans bölümünden Adem Başer'in vermiş olduğu çeki, kapalı zarfta vermiş olduğu çeki... Ben almış olduğum herhangi bir zarfın, herhangi bir poşetin içine açıp bakmam. Bu yüzden miktarını veya üzerindeki firmaları bilmiyorum maalesef. Ama Sarp Bey'in şirketine götürmem gerektiğini ve Sarp Bey'in şirketinin konumunu attılar bana. İzmir'de sahilde bir şirket olarak, bina olarak görünüyordu. Aynı gün içerisinde gittim, muhasebede bulunan arkadaşa çeki teslim ettim ve aynı şekilde şirket aracıyla, kullanmış olduğum şirket aracıyla aynı gün geri dönmüş bulunmaktayım Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, ifadenin başında bahsettiğim 2024 yılında merkez ofisi Etiler'deki merkez ofise geçişimden sonra içinde bulunmuş olduğum birtakım eylemler var. Etkin pişmanlık ifadelerimde bahsettiğim müsaadenizle bunlara biraz değinmek istiyorum. Bir gün 2024 yılının sonbaharıydı diye hatırlamıyorum. Şirket kafeteryasında otururken Yener Bey geldi ve "Semih dışarı çıkabilir misini?" dedi. Yoldayken Kapalıçarşı'ya gittiğimizi söyledi. Aracı Beyazıt'ta bulunan Beyazıt Polis Karakolu'nun otoparkına bıraktık. Yener Bey zaten eski polistir polis kimliği vardır bu yüzden oradaki görevli arkadaşlar herhangi bir şey söylemediler. Aracı buraya bıraktıktan sonra hızlı adımlarla Kapalıçarşı'nın Beyazıt kapısından Kapalıçarşı'ya girdik. Bir müddet yürüdükten sonra tam olarak adresini hatırlamamakla birlikte Cevahir Bedesteni'ne yakın olduğunu gördüğüm bir noktada bir dükkanın, mağazanın önüne geldik. Bu mağaza camları çitliydi. Ben üzerinde herhangi bir tabela görmedim mağazanın.

Ben dışarıda bekledim Yener Bey içeri girdi. Yener Bey 5 dakika sonra dışarı çıktığında elinde bir siyah poşetle çıktı. Poşeti bana verdi. Poşetin içini tabii ki açmadım lakin ağırlığından ve şeklinden dolayı içinde altın olduğunu düşünüyorum ağırlığından, formundan dolayı. Bana vermesinin sebebi de kendisi de eski polistir dediğim gibi silah taşır, ruhsatlı silah taşır. Güvenlik sebebiyle ben önde o arkada hızlı adımlarla önce Beyazıt Meydanı'na ardından Beyazıt Polis Karakolu'nun önünde bulunan 34 MUK 07 plakalı siyah Passat marka araca bindik ve şirkete geri dönmüş bulunmaktayız. Bu işlem 2024 yılının son sonbaharında 2 kere gerçekleşti ve aynı bu şekilde gerçekleşti ikisi de Sayın Başkanım. Bu arada bahsi geçen eylem kayıt dışı külçe altın eylemi olarak geçmiş. O dönemde malum herhangi bir suçlama olmadığından altının kayıt dışı mı kayıt içi mi olduğunu bizim maalesef düşünme şansımız yok. Ben şöförüm. Ben ne söyleyeyim? Şurada dur diyorsa duruyorum. Yani araba sürüyorum, bagajı açıyorum, para taşıyorum, var taşıyorum. Bunu benim kesinlikle bilme şansım yok.

Evet, hakkımdaki bir diğer eylem olan zırhlı araçtan çuvalla para alma işlevi var Sayın Başkanım. Bu olayda yine Etiler'de görev aldığım 2024 ilkbaharından sonra gerçekleşmiş bulunmaktadır. Tam tarihine bakayım yazıyor mu bir saniye özür dilerim. Tam tarihini maalesef hatırlayamadım ama yani dediğim gibi son 1 yıl Etiler'de çalıştığım dönemde gerçekleşti bu olay da. Ben yine bir gün ofis kafeteryasında beklerken Yener Bey'den telefon geldi. Kendisinin dışarıda olduğunu şirketin merkez ofise bankaların grup ismini niteleyen bir zırhlı araç geleceğini, bu araçtan 10 milyon TL almam gerektiğini, kendisi yetişemediğinden dolayı benim bu işlemi yapmam gerektiğini söyledi. Nitekim Yener Bey telefonu kapattıktan yaklaşık yarım saat sonra bahsettiği araç geldi. İçinden 2 tane resmi kıyafetli arkadaş indi. Araç bu arada beyaz bir zırhlı araçtı ve dediğim gibi bankaların grup iddiasını niteledikleri bir para taşıma aracıydı. Yani işlemin resmi olduğu her halinden belli bir ortam vardı çünkü resmi bir dekont da imzalattım parayı teslim alırken. Arkadaşlardan parayı teslim aldıktan sonra Yener Bey'in talimatı üzerine parayı 1. katta bulunan ofisine aynı zamanda dekontu da masasına bırakmış bulunmaktayım Sayın Başkanım. İşlem bundan ibarettir.

Yine Etiler'de 2024 yılında 2024 yılının kış aylarıydı sanırım 2025 yılının başı da olabilir. Yener Bey'le bir gün şirketten çıktık ve Kadıköy'e Kadıköy'de bulunan Fenerbahçe Stadı'nın hemen üzerindeki Kızıltoprak Garanti Bankası şubesini söyledi. Şubede ben de şirket bu arada şirketten çıkarken şirket kasasından 4 milyon TL nakit para aldık araçla. Bu parayı banka önüne geldiğimizde içeri taşımaya ben yardım ettim ardından araca dönüp beklemeye başladım. Şirket veznesi parayı sayınca daha önce özür dilerim banka veznesi parayı sayınca daha önce hiç görmediğim tanımadığım bir beyefendi paranın onun hesabına geçti. Dönüş yolunda Yener Bey'le yapmış olduğumuz sohbette işlemin bir konut alım işlemi olduğunu söyledi. İşte o da öyle aklımda kalmış Sayın Başkanım.

Murat Bey'in firarından sonra bir lojistik para transferi eylemi var. Öncelikle bu eylem Sayın Başkanım 29.04.2025 tarihinde gerçekleşiyor. Yani Murat Bey resmi olarak firari değil bu tarihte. Murat Bey mayıs ayında sanırım yakalama kararı çıktı. Tabii biz bunu medyadan öğrendik bunu bizim bilme şansımız yok. Bu tarihte biz Murat Bey'i yurt dışına seyahat etti biliyorduk. Şirkette birinin böyle bir şeyi bilme şansı kesinlikle yok. En azından biz şoförlerin hiç olmaz. Yener Bey'le bir gün şirketten bir miktar nakit parayla çıktık. Yener Bey tabii ki parayı taşıyan kişi. Önce Ataşehir'de bulunan Rafiner Döviz’e gittik. Burada nakit Türk TL'sini dövize çevirdik. Ardından Yener Bey'in atmış olduğu konumla Yalova'da bulunan Yalova Tersanesi'ne gittik. Burada parayı 20-30 bin dolar galiba yanlış hatırlamıyorsam bir siyah poşet içerisinde miktarını net bilmiyorum. Bu parayı Aşkın Kaptan isimli beyefendiye teslim ettik. Dediğim gibi bu olay yapmış olduğumuz son eylemdi. Murat Bey firar ettikten sonra yapmış olduğumuz herhangi bir eylem yoktur. Aksine kayyum geldikten sonra biz ben özellikle kayyumla kayyum yetkililerinin hiçbiriyle içeride çalışmış olmaktayım. Kendisi hakkında olan rapor kendileri hakkında olan rapor önlerindedir muhtemelen.

Yine 2024 yılında bir gün Yağmur Hanım beni aradı 2025 yılı da olabilir özür dilerim tarihini hatırlayamıyorum. 2025 yılı 16 Ocak ayı evet. Yağmur Hanım beni aradı Yağmur Cansu Yeşilyurt ve bana Trabzon'a bilet aldığını söyledi saat 16'ya. Tarihini hatırlamamakla birlikte. Bana bir kapalı zarf içinde bir kaşe verdi ve bu kaşeyi Trabzon'a götürüp Murat Calap isimli beyefendiye vermemi söyledi. Murat Calap daha önce de İstanbul'a birkaç kere gelmişti kendisini taşımıştım vardır. Murat Bey'in Murat Gülibrahimoğlu'nun çocukluk arkadaşı olduğunu biliyorum. 16 uçağıyla Trabzon'a gittim kaşeyi kapalı zarf içinde kendisine teslim ettim. Ardından aynı gece 23 uçağıyla İstanbul'a geri dönmüş bulunmaktayım Sayın Başkanım.

Yine döviz bürolarından Levent Çarşı'da bulunan, Levent Döviz Bürosu sanırım. Buradan düzenli olarak yapmış olduğumuz çeşitli Yener Bey'le birlikte yapmış olduğumuz çeşitli döviz alım satım işlemleri var ama bunca miktar miktarını net hatırlamıyorum. Yani Yener Bey'le işimiz erken biterse Yener Bey mesai saatlerine özen gösteren bir beyefendidir çok sağ olsun bizi düşünürdü. Olur da işimiz erken biterse zaten şirkete geri dönerdik dışarı çıktığımızda. Ama işimiz mesai saatleri dışına sarkarsa yine dediğim gibi uygun bir lokasyonda bırakıyor ve kendisi devam ediyordu. Beraatimi talep ediyorsun? Beraatimi talep ediyorum doğrudur Sayın Başkanım.


HAKİM&SAVCI SORGUSU

Hakim: Bir takım alışverişlerden vesair işlerden bahsediyorsun. Para aldın. Yener Bey'le beraber beni EDL'ye teslim ettiğiniz paralar, çektiğiniz paralar... Paraların akıbetiyle ilgili bir bilgin var mı senin? Nedir bu paralar? Ne parası?

Semih Bilgin: Yapmış olduğum... Yapmış olduğumuz bütün işlemleri, öncelikle ben yapmış olduğum bütün işlemleri sadece şoförlük yaptım.

Hakim: Yani o paraların kaynağının ne olduğunu, ne için verildiğini, ne amaçla alındığını, bunlara ilişkin bir bilgin yok?

Semih Bilgin: Kesinlikle. Kesinlikle bilmiyorum. Nitekim... yapmış olduğumuz bütün işlemleri biz şirkete geri döndük. Şirketin dışında herhangi bir yere bir para teslim etmişliğim veya Yener Bey'le birlikte herhangi bir yere para teslim etmişliğim kesinlikle yoktur. Yapmış olduğumuz bütün işlemlerde dediğim gibi eğer mesai saatleri içerisindeysek biz şirketimize dönüyorduk. Eğer mesai saatleri dışında bir saat sakarsa, işten sonra ben kendi lokasyonuma gidiyordum. Yener Bey de evine veya artık nereye gidecekse oraya devam ediyordu efendim.

Hakim: Yine bu altın meselesinden bahsettin. Yener Torunler’in... çiktiğiniz bir... Siz onun ifadenizde "İki külçe altın" diye anlatmışsınız ama... şimdi burada dediniz ki "Poşetin içerisini açmadım ama ağırlığından ve şeklinden içinde altın olduğunu anladım" diye anlattınız. Açıkça ne olduğunu görmediniz anladığım kadarıyla poşetin...

Semih Bilgin: Şöyle efendim: Bulunduğumuz ortam... bulunmuş olduğumuz mekân Kapalıçarşı'da bir altın dükkanının önü. Yener Bey içeriden çıktığında bana bir siyah poşet veriyor. Tuttuğumda 2-3 kilo ağırlığında bir sert bir cisim ve şeklinden anladığım kadarıyla altın külçe.

Hakim: Yine bunun ne amaçla çekildiğini...

Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyorum. Bu arada gittiğimiz mekânı...

Hakim: Yani... hangi ilişkiyle alakalı olduğuna dair bir bilginiz yok?

Semih Bilgin: Kesinlikle bilgim yoktur. Gittiğimiz mekâna bu arada parayla gitmedik, gidip sadece altını alıp çıktık efendim.

Hakim: Başka... ekleyeceğiniz bir şey yok herhalde anladığım kadarıyla? Yok Sayın Başkanım. Tamam. Var mı soru?

Savcı: Siz Semih Bey, Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili bu para transferlerine kim vakıftı, sürekli Yener Torunler’den bahsettiğiniz para transferleri ile ilgili... Bu bu işlere bakan başka biri var mıydı şirkette?

Semih Bilgin: Murat Bey'in para transferlerini finans müdürü... yani o finans işleriyle ilgilenen Adem Başer bilir. Onun haricinde yani Yener Bey...

Savcı: Ama para taşıma işlerinden bahsettiniz. Hatta beyanınızda şeyden bahsetmişsiniz: Yener Torunler 'Yol bilgisi olmadığı için yanında beni alırdı, hatta bir keresinde bana "Senin geldiğini Murat Bey duyarsa benim canımı okur, ona sakın söyleme" şeklinde' bir beyanınız olmuş.

Semih Bilgin: Doğrudur, doğrudur. O şöyle Sayın Savcım: 2024 yılının dediğim gibi Göktürk'ten... konuttan Etiler’e geçerken Murat Bey benim orada çıkışımı vermiş. Yani bunu daha sonra Yener Bey'den duyuyorum. Sebebini hâlâ bilmiyoruz. Yener Bey’de sır olarak aldı maalesef. "Hatta burnu sürtsün. Bunu çok çalıştırın, Şehir dışına da gönderin" demiş. Şimdi Murat Bey böyle bir talimatla beni Etiler’e gönderdikten sonra Yener Bey bu tarz özel işlerde beni kullandığını Murat Bey öğrenirse kendisini çok üzeceğini düşünerekten "Canımı okur" diye bir tabir kullandığını düşünüyorum efendim.

Savcı: Tamam. Bir de daha demin bir toplantıdan bahsettiniz. Etiler merkez binada... İfadenizde de değinmişsiniz konuya. Bu toplantıyla ilgili özel bir önlem alındı mı ofiste?

Semih Bilgin: Ofisteki... Evet, o şöyle: O gün ben ofiste değildim. 34 FCN 764 plakalı aracı o gün ben Beylikdüzü'ndeki Doğuş Oto servisine götürmüştüm. Aracı saat 4,5-5 sularında şirkete gelmek üzereyken aracı kullanan kişi Hikmet Bey... Hikmet Bey'i aradım, ofise yaklaştığımı söyledim. Bunun üzerine "Ofise gelme" dedi bana. "Çünkü ofiste özel bir toplantı var." Aracı dışarıda teslim etmemi söyledi. Ben de "Peki" dedim. Aracı sonra dışarıda teslim ettim ve ofise yaklaştır… ofise gitmememi söyledi. Çünkü ofisin saat 5'te boşaltıldığını, ofiste kimsenin kalmadığını söyledi. Ben de bunun üzerine aracı kendisine teslim ettim ve evime döndüm. Ertesi gün işe geldiğimde "Ne oldu bitti?" diye arkadaşlara sorduğumda bir özel toplantıdan bahsedildiğini, Murat Bey'in bütün ofisi boşalttığını, ofiste bizden hiç kimsenin olmadığını söyledi. Açıkçası ofiste ne olup bittiğine dair hiçbir haber yoktu o dönem, çünkü hiç kimse yoktu ofiste. Bir tek Yağmur Cansu Yeşilyurt Hanımefendi vardı sanırım. Yanlarında da var galiba. O günkü gizli toplantı durumu böyledir Sayın Savcım.

Savcı: Murat Bey başka benzer toplantılarda hiç ofis boşalttığı oldu mu hiç?

Semih Bilgin: Ofis ilk defa boşaltıldı Sayın Başkanım. Hiç ofiste böyle bir toplantı yapmazdı. Biz de şok olduk ne oluyor ne bitiyor gibisinden. Çünkü ofiste hiç böyle şeyler olmazdı. En azından benim olduğum dönemde olmadı. O 2024 yılı mayıs ayından benim işte işten çıkarıldığım hatta bu davanın başladığı 2025 yılı mayıs ayına kadar benim olduğum süreçte ofiste bu toplantı sadece bir kere gerçekleşti.

Savcı: Toplantıya kimler katıldı peki?

Semih Bilgin: Hiçbir bilgim yok Sayın Başkanım. Çünkü kimseyle bir bilgisi yoktu.

Savcı: Bana bahsettiğiniz şoförlere sordum dediniz...

Semih Bilgin: Hayır, hayır, Emirgan Korusu'nda gerçekleşen toplantı... O 2020 yılında gerçekleşiyor. İki iki tane gizli toplantı var sanırım, karışmasın. Başta ben...

Savcı: Toparlarsınız siz de. Evet, Etiler'deki toplantıdan bahsederek soruyorum. Bu toplantıya ilişkin herhangi bir bilginiz yok, sadece araç teslim ettiniz ve boşaltıldı. Yağmur Cansu var dediniz sadece, doğru mu?

Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Savcım.

Savcı: Ama toplantıya kim geldi bilmiyorsunuz?

Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyoruz efendim.

Savcı: O diğer 2020'deki toplantı...

Semih Bilgin: 2020'deki toplantıda da dediğim gibi ben bir şoför arkadaşla sohbet ettiğimde içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylemişlerdi. Toplantıya kesinlikle biz şoför olarak dahil olmadık. Ardından ben aracıma geri döndüm ve...

Savcı: Neredeydi o toplantı?

Semih Bilgin: 2020 yılında Emirgan Korusu'ndaki Beyaz Köşk'teydi Sayın Savcım.

Savcı: Orası belediyeye mi ait?

Semih Bilgin: Yani halka açık bir yer Emirgan Korusu. Binayı bilmiyorum ama Emirgan Korusu her zaman halka açık bir yerdir. Hiçbir zaman kapatıldığını duymadım. Hatta nisan ayında dediğim gibi çok kalabalık olur, biz de işte Beşiktaş’ta ikamet ediyoruz, oradan çok şikayet ederiz. Yani orası kapalı hiçbir zaman olmadı orası. Her zaman açık, halka açık bir yer.

Savcı: Ha bu toplantıya Murat Bey'i siz mi götürdünüz yoksa...

Semih Bilgin: Ben götürdüm, doğrudur.

Savcı: Başka koruma veya...

Semih Bilgin: Hayır, başka kimse yoktu. Sadece ben götürdüm.

Savcı: Toplantıda başka kimler vardı peki? Orada gittiğiniz zaman...

Semih Bilgin: Maalesef ona da bilgim yok. Çünkü dediğim gibi toplantıyı görmedim. Toplantıya kimin katıldığını görmedim. Sadece dışarıdaki araç yoğunluğundan dolayı merak ederek araçtan indim. Sigara içmek için şoför arkadaşların yanına gittiğimde ayaküstü yapmış olduğumuz sohbeti, içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Zaten 2-3 dakikalık bir sohbetti, sigaram bittikten sonra araca geri döndüm ve Murat Bey'i beklemeye başladım. Nitekim 40-45 dakika sonra Murat Bey geldi ve Levent'teki ofisimize geri döndük.

Hakim: Peki... EDL firması... Dündar Sanayi takı vesair işlerden bahsediyorsun. Para aldın. Yener Bey'le beraber beni EDL'ye teslim ettiğiniz paralar, çektiğiniz paralar... Paraların akıbetiyle ilgili bir bilgin var mı senin? Nedir bu paralar? Ne parası?

Semih Bilgin: Yapmış olduğum... Yapmış olduğumuz bütün işlemleri, öncelikle ben yapmış olduğum bütün işlemleri sadece şoförlük yaptım.

Hakim: Yani o paraların kaynağının ne olduğunu, ne için verildiğini, ne amaçla alındığını, bunlara ilişkin bir bilgin yok?

Semih Bilgin: Kesinlikle. Kesinlikle bilmiyorum. Nitekim... yapmış olduğumuz bütün işlemleri biz şirkete geri döndük. Şirketin dışında herhangi bir yere bir para teslim etmişliğim veya Yener Bey'le birlikte herhangi bir yere para teslim etmişliğim kesinlikle yoktur. Yapmış olduğumuz bütün işlemlerde dediğim gibi eğer mesai saatleri içerisindeysek biz şirketimize dönüyorduk. Eğer mesai saatleri dışında bir saat sakarsa, işten sonra ben kendi lokasyonuma gidiyordum. Yener Bey de evine veya artık nereye gidecekse oraya devam ediyordu efendim.

Hakim: Yine bu altın meselesinden bahsettin. Yener Torun'un... çektiğiniz bir... Siz onun ifadenizde "İki külçe altın" diye anlatmışsınız ama... şimdi burada dediniz ki "Poşetin içerisini açmadım ama ağırlığından ve şeklinden içinde altın olduğunu anladım" diye anlattınız. Açıkça ne olduğunu görmediniz anladığım kadarıyla poşetin...

Semih Bilgin: Şöyle efendim: Bulunduğumuz ortam... bulunmuş olduğumuz mekân Kapalıçarşı'da bir altın dükkanının önü. Yener Bey içeriden çıktığında bana bir siyah poşet veriyor. Tuttuğumda 2-3 kilo ağırlığında bir sert bir cisim ve şeklinden anladığım kadarıyla altın külçe.

Hakim: Yine bunun ne amaçla çekildiğini...

Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyorum. Bu arada gittiğimiz mekânı...

Hakim: Yani... hangi ilişkiyle alakalı olduğuna dair bir bilginiz yok?

Semih Bilgin: Kesinlikle bilgim yoktur. Gittiğimiz mekâna bu arada parayla gitmedik, gidip sadece altını alıp çıktık efendim.

Hakim: Başka... ekleyeceğiniz bir şey yok herhalde anladığım kadarıyla?

Semih Bilgin: Yok Sayın Başkanım.

Hakim: Tamam. Var mı soru?

Savcı: Siz Semih Bey, Murat Ongun ile ilgili bu para transferlerine kim vakıftı, sürekli Yener Torun'dan bahsettiğiniz para transferleri ile ilgili... Bu işlere bakan başka biri var mıydı şirkette?

Semih Bilgin: Murat Bey'in para transferlerini finans müdürü... yani o finans işleriyle ilgilenen Adem Başar bilir. Onun haricinde yani Yener Bey...

Savcı: Ama para taşıma işlerinden bahsettiniz. Hatta beyanınızda şeyden bahsettiniz: Yener Torun 'Yol bilgisi olmadığı için yanında beni alırdı, hatta bir keresinde bana "Senin geldiğini Murat Bey duyarsa benim canımı okur, ona sakın söyleme" şeklinde' bir beyanınız olmuş.

Semih Bilgin: Doğrudur, doğrudur. O şöyle Sayın Savcım: 2024 yılının dediğim gibi nisan... Göktürk'ten... konuttan yetkilileri geçerken Murat Bey benim orada çıkışımı vermiş. Yani bunu daha sonra Yener Bey'den duyuyorum. "Siz ikinizi hâlâ bilmiyoruz" Yener Bey de kişisel olarak aldı maalesef. "Hatta bu onun sürprizidir. Bunu çok çalıştırın, Şile'ye, Düzce'ye gönderin" demiş. Şimdi Murat Bey böyle bir talimatla beni yetkililere gönderdikten sonra Yener Bey bu tarz özel işlerde beni kullandığını Murat Bey öğrenirse kendisini çok üzeceğini düşünerekten "Canımı okur" diye bir tabir kullandığını düşünüyorum efendim.

Savcı: Tamam. Bir de daha demin bir toplantıdan bahsettiniz. Etiler merkez binada... İfadenizde de değinmişsiniz konuya. Bu toplantıyla ilgili özel bir önlem alındı mı ofiste?

Semih Bilgin: Ofisteki... Evet, o şöyle: O gün ben ofiste değildim. 34 FCJ 764 plakalı aracı o gün ben Beylikdüzü'ndeki Doğuş Oto servisine götürmüştüm. Aracı saat 4,5-5 sularında şirkete gelmek üzereyken aracı kullanan kişi Hikmet Bey... Hikmet Bey'i aradım, ofise yaklaştığımı söyledim. Bunun üzerine "Ofise gelme" dedi bana. "Çünkü ofiste özel bir toplantı var." Aracı dışarıda teslim etmemi söyledi. Ben de "Peki" dedim. Aracı sonra dışarıda teslim ettim ve ofise yaklaştırmadı... ofise gitmememi söyledi. Çünkü ofisin saat 5'te boşaltıldığını, ofiste kimsenin kalmadığını söyledi. Ben de bunun üzerine aracı kendisine teslim ettim ve evime döndüm. Ertesi gün işe geldiğimde "Ne oldu bitti?" diye arkadaşlara sorduğumda bir özel toplantıdan bahsedildiğini, Murat Bey'in bütün ofisi boşalttığını, ofiste bizden hiç kimsenin olmadığını söyledi. Açıkçası ofiste ne olup bittiğine dair hiçbir haber yoktu o dönem, çünkü hiç kimse yoktu ofiste. Bir tek Yağmur Cansu Yeşilırmak Hanımefendi vardı sanırım. Yanlarında da var galiba. O günkü gizli toplantı durumu böyledir Sayın Savcım.

Savcı: Murat Bey başka benzer toplantılarda hiç ofis boşalttığı oldu mu hiç?

Semih Bilgin: Ofis ilk defa boşaltıldı Sayın Başkanım. Hiç ofiste böyle bir toplantı yapmazdı. Biz de şok olduk ne oluyor ne bitiyor gibisinden. Çünkü ofiste hiç böyle şeyler olmazdı. En azından benim olduğum dönemde olmadı. O 2024 yılı nisan ayından benim işte işten çıkarıldığım hatta bu davanın başladığı 2025 yılı mayıs ayına kadar benim olduğum süreçte ofiste bu toplantı sadece bir kere gerçekleşti.

Savcı: Toplantıya kimler katıldı peki?

Semih Bilgin: Hiçbir bilgim yok Sayın Başkanım. Çünkü kimseyle bir bilgisi yoktu.

Savcı: Bana bahsettiğiniz şoförlere sordum dediniz...

Semih Bilgin: Hayır, hayır, Emirgan Korusu'nda gerçekleşen toplantı... O 2020 yılında gerçekleşiyor. İki tane gizli toplantı var sanırım, karışmasın. Başta ben...

Savcı: Toparlarsınız siz de. Evet, Etiler'deki toplantıdan bahsederek soruyorum. Bu toplantıya ilişkin herhangi bir bilginiz yok, sadece araç teslim ettiniz ve boşaltıldı. Yağmur Cansu var dediniz sadece, doğru mu?

Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Savcım.

Savcı: Ama toplantıya kim geldi bilmiyorsunuz?

Semih Bilgin: Kesinlikle bilmiyoruz efendim.

Savcı: O diğer 2020'deki toplantı...

Semih Bilgin: 2020'deki toplantıda da dediğim gibi ben bir şoför arkadaşla sohbet ettiğimde içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylemişlerdi. Toplantıya kesinlikle biz şoför olarak dahil olmadık. Ardından ben aracıma geri döndüm ve...

Savcı: Neredeydi o toplantı?

Semih Bilgin: 2020 yılında Emirgan Korusu'ndaki Beyaz Köşk'teydi Sayın Savcım.

Savcı: Ruhsatı nerede, ona ilişkin bilginiz var mı?

Semih Bilgin: Yani halka açık bir yer Emirgan Korusu. Binayı bilmiyorum ama Emirgan Korusu her zaman halka açık bir yerdir. Hiçbir zaman kapatıldığını duymadım. Hatta nisan ayında dediğim gibi çok kalabalık olur, biz de işte Taşlı Köşk'e ikamet ediyoruz, oradan çok şikayet ederiz. Yani orası kapalı hiçbir zaman olmadı orası. Her zaman açık, halka açık bir yer.

Savcı: Ha bu toplantıya Murat Bey'i siz mi götürdünüz yoksa...

Semih Bilgin: Ben götürdüm, doğrudur.

Savcı: Başka koruma veya...

Semih Bilgin: Hayır, başka kimse yoktu. Sadece ben götürdüm.

Savcı: Toplantıda başka kimler vardı peki? Orada gittiğiniz zaman...

Semih Bilgin: Maalesef ona da bilgim yok. Çünkü dediğim gibi toplantıyı görmedim. Toplantıya kimin katıldığını görmedim. Sadece dışarıdaki araç yoğunluğundan dolayı merak ederek araçtan indim. Sigara içmek için şoför arkadaşların yanına gittiğimde ayaküstü yapmış olduğumuz sohbeti, içeride Ekrem İmamoğlu'nun olduğunu söylediler. Zaten 2-3 dakikalık bir sohbetti, sigaram bittikten sonra araca geri döndüm ve Murat Bey'i beklemeye başladım. Nitekim 40-45 dakika sonra Murat Bey geldi ve Levent'teki ofisimize geri döndük.

Savcı: Yine bu Murat Bey ile ilgili firari olduğu dönemde, şirkete kayyum sürecinde şirketteki bilgilerin Murat Bey'e aktarıldığından bahsetmişsiniz. Şöyle demişsiniz ifadenizde: "Murat Gülibrahimoğlu şirket yetkilisi kçldıktan sonra şirket çalışanları Yağmur Cansu Yeşilyurt, Yener Torun, Adem Başer, Volkan Ateş, Dilek Avcı... Bu şahıslar görüşmeye devam etti. Hatta şirkete TMSF de devrettikten sonra ben 1 ay kadar güvenlik görevlisi olarak çalıştım. Bu dönemde şirket içerisindeki çıkan haberleri bu şahıslar güvenlik kulübesine yakın yerde bulunan şoförlerin kullandığı kulübe içerisinde Murat'ı arayarak ona aktarırdı." Bu nasıl gerçekleşti, söyler misiniz?

Semih Bilgin: Bu şahit olduğum bir olaydır Sayın Savcım. Şöyle: Dediğim gibi... işte kayyum gelmeden 1 ay önce şirkette ciddi bir işçi çıkarımı oldu. Ve beraberinde şirketin güvenlik personelleri de işten çıkarıldı. Ben de Yener Bey tarafından şirketin hemen girişinde bulunan güvenlik kulübesinde görevlendirildim. Burada 2 ay kadar çalıştım. 1 ayı kayyumdan önce, 1 ayı kayyumdan sonra. Kayyumdan sonraydı sanırım, hemen... bu bahsettiğim kulübenin yanında boş bir kulübe var. Orası şoförler odası olarak tasarlandı ama hiç kullanılmadı. Buraya gelip telefon görüşmeleri yapardı herkes. Bir gün ben yine bahsettiğim kulübedeyken, işte bahsettiğim kişiler bu kulübeye geldiler. Orada perde yoktu, perde kapalı değildi. Ortada bir telefon vardı. Telefondan birinin arandığı bariz belliydi. Daha sonra... Tabii bir şey duymadım orada, orada herhangi bir şey duymadım. Lakin daha sonra toplam 15-20 dakikalık bir toplantı gerçekleşti. Bu toplantı bittikten sonra bu şahıslar dışarı çıktıklarında konuşurken telefondakinin Murat Bey olduğundan bahsediyorlardı. Bu kulağıma geldi orada. Tabii ki toplantıya orada ben dahil olmadım ama kulübenin hemen yanında gerçekleşen bir toplantı olduğu için kulağıma takıldı, aşina oldum orada. Bahsettiğim eylem bundan ibarettir Sayın Savcım.

Savcı: Bu yine Murat Bey ile ilgili özel uçak ile ilgili bir şey anlatmışsınız. O konu nedir? Özel uçak... Özel uçak kiralanmış işte, seyahatten bahsediliyor. Tuncay Yılmaz, Hakan Karanis…

Semih Bilgin: Sayın Savcım, Murat Bey'in uçağıyla... Çünkü siz sorunca ben de bildiğim kadarıyla kendisinin şahsi uçağı yok ama düzenli olarak özel uçak kiralandığını biliyorum. Atatürk Havalimanı'nda bulunan Genel Havacılık Terminali'ne bizzat benim birçok kere bırakmışlığım vardır. Hatta Trabzonspor maçlarına giderdi devamlı. Özellikle Trabzonspor-Galatasaray maçlarını kaçırmazdı. Yine oğlunun... bir dönemi vardı, oğlunun döndüğünde bahsetti...

Savcı: Bu Trabzon-Batum gezisinden bahsediyorsunuz. İşte Tuncay Yılmaz, Hakan Karadeniz, Hüseyin Köksal ve bazı kişilerin katıldığı... Bu uçuşa siz de katıldınız mı yoksa...

Semih Bilgin: Uçuşa katılmadım, şöyle: Tarihi hatırlamıyorum ama 2024 yılının son sonları Nisan ayıydı çünkü çocuklar bir haftalık tatile girmişlerdi. Bir Trabzon, Karadeniz gezisinden bahsetti bana Ceylan Hanım. Hatta Ceylan Hanım'ın büyük bir tane aracı vardır, kullandığımız Cadillac. 7 koltukludur. Bu aracı ilk başta benim Trabzon'a götürmem gerektiğini söyledi. Çünkü kendilerinin oraya gideceğini, orada kullanılacak araç olmadığını, büyük bir araca ihtiyaç olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine hazırlık yaparken seyahat günü geldiğinde, eve geldiğinde bir tane siyah minibüs geldi. Benim gitmeme gerek olmadığını, bir minibüs kiralandığını söyledi. Bu arada ben beklerken işte yanlış hatırlamıyorsam Tuncay Yılmaz, Hakan Karanis falan vardı. Bir Trabzon-Batum turu gerçekleşti. Trabzon, Rize, Batum turu gerçekleşti. Döndüklerinde çocuklardan duyduğum kadarıyla buralarda Sayın Ekrem İmamoğlu'nun çocuklarının da olduğunu söyledi çocuklar. Yani Sayın Ekrem İmamoğlu'nun kızıyla Murat Bey'in kızı yakın arkadaşlardı. Kızı bahsediyordu hani o da vardı vesaire diye.

Savcı: Bu avukat gönderilmesi meselesi var Murat Gülibrahimoğlu tarafından. Bu konu nasıl gerçekleşti? Avukat Ahmet Keskin...

Semih Bilgin: Doğrudur. Şöyle Sayın Savcım; ilk tutuklandığım gece saat 11.00'de koğuşa giriş yaptım. Gece saat 2.00 sularında arkadaşlar uyandırdı, "Avukatın geldi" dediler. Ben de hayatımda hiç avukatı olmayan bir insanım, şaşırdım tabii ki. Gittiğimde Ahmet Keskin'le karşılaştım. Kendisi ilk etapta Yener Bey'in köylüsü olduğunu söyledi, Yener Bey'in de avukatı olduğunu söyledi. Hatta Ahmet Güllü'ye de kendisinin baktığını söyledi. Ve aynı zamanda Murat Bey'in selamını getirdiğini söyledi. Murat Bey'in çok üzgün olduğunu, durumdan çok muzdarip olduğunu, hatta "Durum böyle devam edecekse ben geleyim teslim olayım" dediğini, çocukların elinde büyüdüğünden dolayı çok üzüntülü olduğunu söyledi. Ve yapmış olduğu bu görüşmeden sonra Ahmet Keskin oradan ayrıldı.

Savcı: Peki herhangi bir yönlendirme yaptı mı beyan verme veya beyanını değiştir şeklinde?

Semih Bilgin: Yok, beyanda yönlendirme yapmadı. Olur da kendisiyle devam edeceğim takdirde masraflarımı karşılayacağını söyledi sadece.

Hakim: Bir iki tane toplantıdan bahsediyorsunuz, bu şirkette yapılan ve Emirgan'da yapılan toplantı...

Semih Bilgin: Doğrudur Sayın Başkanım.

Hakim: Şimdi ifade olarak "gizli toplantı" diye bir ifade kullandınız da bu... Yani Emirgan Korusu'nda, halka açık bir yerde bu nasıl gizli toplantı? Siz bunun gizli olduğu kanaatine nereden vardınız?

Semih Bilgin: Yok, gizli toplantı olduğunu ben iddia etmiyorum, Sayın Cumhuriyet Savcısı iddia etmiş. Ben olayı...

Hakim: Sizin iddianız değil yani.

Semih Bilgin: Yok, benim iddam değil. Ben olayı anlattım, oradaki...

Hakim: Dışarıda kimler vardı toplantının yapıldığı binanın dışında? Bahsettiniz, şoförler vardı dediniz.

Semih Bilgin: Dışarıda... Dışarıda olanlar ben, bizim otoparka yanaştığımızda dışarıda hani medyadan veya şeyden, şirketten daha öncesinde Murat Bey'in yanında tanıştığım kimseyi göremedim. Ama dediğim gibi ciddi bir makam aracı yoğunluğu vardı, 8-10 tane makam aracı vardı. Murat Bey zaten hızlı adımlarla gidiyordu, zannedersem geç kalmıştı.

Hakim: Toplantıya katılanların kim olduğu, içeriğinin ne olduğu hakkında herhangi bir bilginiz yok? "Gizli" ibaresi de senin kullandığın bir ifade değil yani?

Semih Bilgin: Herhangi bir bilgim yok. "Gizli"... "Gizli" sözcüğü iddianamede kullanılan ifadeydi Sayın Başkanım.


YENER TORUNLER SORUYOR

Yener Torunler: Hani derler ya, "İtler tepişiyor, çimler eziliyor." Biz böyle olduk işte. Anlatabiliyor muyum?

Semih Bilgin: Kesinlikle katılıyorum.

Yener Torunler: Senin aslında senin ifadeni ben zaten benim iddiamı kapsıyor mu diye açık açık söyleyebilirim. Ama bir eksikleri var ve ben bunları da seninle teyit etmek istiyorum. Şimdi birincisi, gerçi siz de söylediniz de sizinle beraber arabayla çıkarken sanki ben çok gizli bir yere gidiyorum, şüphesiz bir arama yapıyorum gibi bir imaj doğdu. Bununla ilgili siz ayrıntılı bilgi verir misiniz? Yani siz izin sürekli çalıştırılmanız istendiği için vakıf tarafından araçla gelmenizin sıkıntılı olacağını söylediğim kayıtlara bakarak siz böyle bir şey kullandınız. Doğru mu bu?

Semih Bilgin: Şöyle...

Yener Torunler: Yani sizinle beraber araçla giderken "Ya Murat Bey ilgili duyarsa canımızı okur" derken yani biz gizli bir yere gittiğimiz için mi yoksa...

Semih Bilgin: Hayır hayır dediğim gibi benim... Özür dilerim. Benim Etiler'e geçiş sürecimde Murat Bey, daha sonrasında öğrendiğim kadarıyla Murat Bey, "Bu onu düşürsün, bunu çok çalıştırın." hatta Murat Bey beni kovmak istemiş. Yener Bey dediğim gibi "Şirkette bir adama ihtiyacımız var, yeni bir adam almaktansa Semih şirkette görev alsın." demişler. İşte dediğim gibi Murat Bey beni işten çıkarmak isterken Yener Bey beni bu tarz görevlerde kullanınca çok kızacağını düşünerek o cümleyi kullandığımı düşünüyorum orada benim.

Yener Torunler: İkinci sorum da şu olacak. Şimdi yoldayken benim konuyu açtığınız zaman tekrar biraz büyüdü. Ben sizinle kaç kere böyle yolda sizinle birlikte para çekme, para götürme gibi olaylarla karşılaştık ve kaç kere gitmiş olabiliriz sayı olarak? İki de veya üçtür yani, çok değildir.

Semih Bilgin: Yani evet çok değil. Yani ilk yaptığımız işlem sayısı tek, anlatırım ama...

Yener Torunler: Burada ben sizin yani siz yine "Ben gizli bir yere gidiyorum." gibi bir şey mi, öyle bir imaj var mıydı?

Semih Bilgin: Böyle bir ifade kullanmadınız ama takdir edersiniz ki neticede...

Yener Torunler: Yok yok hayır. Şunu da söyleyeceğim o zaman. Bir seferinde iki seferinde birinde büyük ihtimalle bir tanesinde VakıfBank Şubesi'ne gidiyorduk. Siz de biliyorsunuzdur. Oraya gidip akşam saat 16.30 gibiydi hatta banka kapanmak üzereydi yetişecektik.

Semih Bilgin: Evet evet doğrudur.

Yener Torunler: Yani sizi indirdik ben VakıfBank Şubesi'ne gittim. Bir seferinde de şimdi diğer konuya gelelim. O 10-11 milyon gelmişti dediniz. Bu 10 milyon geldiğinde siz aldınız. Sizinle beraber öğleden sonra Rafine Döviz'e gittik. Hatırlıyor musunuz? Rafine Döviz'e gittik, döviz yaptırdık. Döviz yaptırdıktan sonra İkinci Boğaz Köprüsü'ne geldik. Seni indirdim ve ben Göktürk'te bir iş adamına -şimdi ismini vermek istemiyorum- iş adamına o dövizi teslim ettim. Siz de bunu biliyordunuz. Yani hatırlayın, 10 milyon ben size şirkete gelerek hazırlıklı araçla, beyaz zırhlı araçla aldığımızda...

Semih Bilgin: Doğru, tamam. Ama aynı gün işlem yaptığımızı hatırlamıyorum.

Yener Torunler: Aynı gün işlemi.

Semih Bilgin: Biraz karıştırabilirim.

Yener Torunler: Aynı gün, aynı gün işlemi.

Semih Bilgin: Neyse ben paranın kaynağının ne olduğunu bilmiyorum zaten. Oraları teyit edemem.

Yener Torunler: Yok yani şöyle 10 milyon geldi ne oldu gibi. Biz Rafine Döviz'e gittik, Rafine Döviz'de döviz yaptırdık. İkinci Boğaz Köprüsü'ne geldik, seni indirdik ve ben bir iş adamına teslim ettim.

Semih Bilgin: Ben hatırlamıyorum o kısmını. Yani hani dediğim gibi aynı gün içerisinde başka işlem yaptığımızı hatırlamıyorum ama Boğaz Köprüsü'nden geçtikten sonra bir kere Yener Bey beni indirdiği doğrudur. Zaten benim eve yakın olduğundan benim talebim üzerine Yener "Ben buradan çıkarım, sen yolundan devam et." dediği için. Ama işte dediğim gibi aynı gün mü gerçekleşti orada bir ikilem... Orada anlaşalım.

Yener Torunler: Bir de şeyi söyleyeceğim. Şimdi evet bu Kapalıçarşı'dan aldığımız doğrudur. Murat Bey aradı, Kapalıçarşı'daki aldığımız dövizi söyledi. Dövizciye gittik, dövizcinin deposu var. Ben de ilk defa orada duydum. Depoya gidin 2 trilyon 300 attımdı o zaman. Bunu bunu alın...

Semih Bilgin: Siz de zaten o masa tarafında...

Yener Torunler: Evet evet yok. Burada söylediği için şimdi şey yapıyorum. Aynen. Getirdik, şirkette kasaya koyduk ve sonrasında...

Semih: Şirkete geldiğimiz doğrudur ama şirket otoparkına girdikten sonrası bende yok.

Yener: Evet doğru, siz o şirket... Doğru kasaya koyduk. Evet, senin ondan haberin yoktu. Diğer bir konum da demin savcım da sordu. Biz bu para çekme işlemleri yani şeyde sanki benim bir mesai... Sürekli bir para çekmekle ilgili... Biliyorsunuz ki yani 2-3 ayda hiç para çekmezdim. Ya biz böyle sürekli para çekme işlemi...

Semih: Şimdi Yener Bey, bahsettiği sizinle yapmış olduğum para çekme işlemlerine bakıyorum. Bir... Yani 4-5 falandır. Bunların hepsi zaten 1 yıl içerisinde, yani 2024 yılı Mayıs ayı ile 2025 yılı Nisan ayı arasında gerçekleşmiş olan işlemler bunlar. Yani toplam 10 aylık süreçte 5-6 işlem sayıyorum ben sizinle gerçekleştirdiğim. Daha önceki işlemler 2022 yılı öncesine ait.

Yener: Şey de gerçekten para çekme işlemleri finans tarafında olan, şirkette uygun olan kim varsa ona bildirilir, o da gider.

Semih: Onun üzerine değinmek istiyorum Sayın Başkanım. Yani özellikle şu kişi para çeksin denilen bir durum yok şirkette. Yani o an kim boşta ise -ki benim bahsetmiş olduğum tarihlere bakacak olursanız yaz aylarına denk geliyor. Yani çocuklar tatilde, ben boştayım şirkette. O andan müsait olduğum için ben çıktım. X bir kişi müsait olsaydı o çekecekti. Nitekim Adem Bey bunu organize ediyordu. Kim boşta ise onu yönlendiriyordu, Adem Başar organize ediyordu bu işi.

Yener: Bir de şunu soracağım. Yani şey değil de siz bu şoförlük yaptığınız dönemde ben Murat Bey'le beraber Göktürk'te koruma olarak yanında, beni hiç yanında gördünüz mü böyle?

Semih: Sizi ilk tanıdığımda 2012 yılında Arnavutköy Spor Binası'nda çalışıyorum. O dönem Murat Bey'in yakın arkadaşının korumalığını yapıyordunuz. Ben Murat Bey'le çalışmaya başladığımda... Murat Bey'in evet. Ben Murat Bey'le çalışmaya başladığımda 2015 yılında Murat Bey şirkete müdürdü. 2016 yılında zaten şu anki göreviniz olan İdari İşler Müdürlüğü'ne terfi aldınız. Yani Murat Bey'in yakın koruması değil de şirkete şoför alınacaksa sizin onayınızla...

Yener: Bir de doğru. Bir de şeyi söyleyeceğim. Bu telefon görüşmeleriniz... Hani kayyum atandıktan sonra Murat Bey'le telefon görüşmeleri. Peki ben iki kere telefon görüşmesi yaptım. İkisini de sizin yanınıza gelip, durum sohbeti ettikten sonra gerçekleştirdim. Burada yanınıza geldiğimi hatırlıyor musunuz? Araç koklatılacaktı. Bunun için şey Murat Bey'i nasıl arayacağım filan dediğimde...

Semih: Yani işle alakalı konulardı. Hatta arkasından araç bulmasıyla ilgili...

Yener: Özellikle ona belirtmek istiyorum. Çünkü o aramaları sizinle paylaşmıştım. Siz de...

Semih: Evet evet yani... Bu durumdan muzdarip olduğunuzu aktarıyordunuz. Doğru, kayyumla firmanın arasında kaldığınızı...

Yener: Bir de şunu söyleyeceğim. Son bir yıl içerisinde şirketteki benim durumum neydi, nasıldı? Siz bunu muhtelif zamanlarda bana söylüyordunuz ama şimdi siz söyleyin de yani en azından nasıl olduğunu... Yani ben...

Semih: Şimdi bunu açıklayacağım ama incinmenizi istemiyorum yargılandığınız davada. Kimsenin hakkı geçsin istemiyorum yine. Türk sinemasının bir Mazlum karakteri vardı Sayın Başkanım. Maalesef Yener Bey, Murat Bey'in mazlumu diyebiliriz. Çünkü gerçekten kendisine kötü davranıyordu. Hatta Yener Bey son 5-6 aydır, kayyum gelmeden önce yani 2025'in başından itibaren en fazla 1 yıl daha çalışacağını, çünkü artık dayanamadığını sürekli dile getiriyordu. Bunu da söylemek gerekir.


HAKAN KARANİS SORUYOR

Hakan Karanis: Şimdi biraz önce Murat Bey’in çok zor bir insan olduğunu işaret ettiniz. Ben de aslında çok tanıdım. İkimiz de üç buçuk yıl arkadaşlık ettik. Ne gibi zorlukları vardı, böyle inatçı bir insan mıydı?

Semih Bilgin: Şimdi ben şoförü hem de iş arkadaşıyım, tabii ki size davrandığı gibi bana davranmıyordu ama yani emrinde çalışan şoförlere, işte genel müdür olsun, ben olayım, diğer şoför arkadaş olsun açıkçası zorbalık yaptığını söyleyebilirim. Kimse Murat Bey'le çalışmak istemezdi. Özellikle ben ilk Murat Bey'le çalıştığımı söylediğimde 2015-2016 yıllarında ciddi anlamda işi bırakmayı düşünenler oldu çünkü gerçekten kendisi çok zor bir insan, sinirli bir insan, agresif bir insan ve kim varsa sinirini ondan çıkaran bir insandı.

Hakan Karanis: Siz tabii aracı kullanmanız için vakit geçirdiniz. Telefonla konuşur mu, arkadaşlarıyla çok uzun süreli konuşmalar yapar mıydı, telefonla konuşur mu sorum bu.

Semih Bilgin: Yani hani benim yanımda şöyle özel bir konuşması olmadı şahsen. Tabii ki ben de kendisiyle çok çalışamadım bu arada zaten. Kendisini bilirsiniz, kendisi aracı, kendi aracını kullanmayı çok severdi.

Hakan Karanis: Yalan konuştu mu?

Semih Bilgin: Bana karşı konuşmadı ama arkadaşlarına falan yalan söylerdi herhalde.

Hakan Karanis: Yani tespit ettiğiniz yalan konuşup yalan söylediği bir şeyiniz yok.

Semih Bilgin: Şimdi son bir yılda yaşamış olduğumuz sürece bakacak olursak ben 40 gün hapis yattım, haberiniz var mı bilmiyorum.

Hakan Karanis: Geçmiş olsun.

Semih Bilgin: Teşekkürler. Murat Bey yüzünden yattık malumunuz, ben ve diğer çalışma arkadaşlarım. Bizi bu durumu düşünmesi zaten çok büyük bir yalancı olduğunun kanıtıdır.

Semih Bilgin: Şimdi ben de 18 ay kadar cezaevinde yattım.

Hakan Karanis: İnşallah bir daha olmaz.

Semih Bilgin: Çok teşekkür ederim.

Hakan Karanis: Şimdi mesela Murat Bey bakanla konuştuğunu filan böyle önemli insanlarla görüştüğü böyle ima eder miydi? Duyar mıydınız telefonla konuştuğunu filan?

Semih Bilgin: Kendisinin protokol çevresi çok fazla. Yani hani bakanlarla, işte milletvekilleriyle falan samimi dostlukları vardı. Bizzat benim 2016 yılında taşıdığım milletvekili bile var. Benim yöremden.

Hakan Karanis: Şimdi siz Hakan Karanis ile maçlara giderdi dediniz 2004 yılında. Siz bu maçlara gittiğinde Murat Bey'le beraber miydiniz?

Semih Bilgin: Yok yok, Murat Bey çocuklarıylaydı herhalde. Bir de sizi dediğim gibi Karadeniz turunda sizi kapıda gördüğümü hatırlıyorum. 23, yok yok 23-24 yılıydı herhalde. 23. Yani sizin gittiğinizi tabii ki uçağa bindiğinizi görmedim ama aileyi almaya gelen...

Hakan Karanis: Ben hiçbir maça gitmedim. Benim 2020 yılında Passolig şeyim aktif olmadığı için Passolig kaydım yok. Dolayısıyla zaten fiziksel olarak gitmedim. Böyle bir uçuşum yok. Benim uçuşum yok. Ben mahkemenizden talepte bulunuyorum; 2020, 2023, 2024, 2025 yılına ait uçak biletlerim HTS ve baz kaydının incelenmesini istiyorum. Trabzonspor stadyumunda Passolig kayıtlarının talep ediyorum. Bir şey daha soracağım size.

Semih Bilgin: Buyurun.

Hakan Karanis: Bir şeyden bahsediyorsunuz, 2020 yılında Ekrem Bey ile görüşmesinden bahsediyorsunuz.

Semih Bilgin: Doğrudur.

Hakan Karanis: Ne zaman olmuştu bu?

Semih Bilgin: Pandemi dönemi olduğunu net bir şekilde hatırlıyorum, maske takıyorduk. O zaman araba kullanırken maske.

Hakan Karanis: Burada 2020'nin Nisan ayı dediniz, doğru mu?

Semih Bilgin: Tam net hatırlamamakla birlikte, ama maske taktığımızı net hatırladığım için pandemi dönemi dedim. O vakit sizin olduğunuzu söylemedim ben yalnız.

Hakan Karanis: Hayır hayır, ben Murat Bey'le 2020 yılının 6. ayında tanışıyorum ve bu tanıştıktan sonra Ekrem Bey'le tanıştığını bizzat biliyorum. Ancak siz bana başka bir şey söylüyorsunuz, 2020 yılının mart ayında, mart ayında Ekrem Bey'le görüştüğünü ifade ediyorsunuz.

Semih Bilgin: Şöyle söyleyeyim Hakan Bey, 2020 yılının mart ayından 2022 yılının ocak ayına kadar maske taktık biliyorsunuz pandemi dolayısıyla. Yani hani net bir tarih aklımda yok ama maske taktığımızı çok iyi hatırladığım için o döneme denk geldiğini söyledim ben. Aklıma denk gelen 2020 yılında pandemi oluştuğu malum.


YAĞMUR CANSU YEŞİLYURT AVUKATI METİN ÇATALBAŞ SORUYOR

Metin Çetinbaş: Semih Bey geçmiş olsun. Şimdi siz 13.08'de bir savcı ifadeniz var. Sonra 09.09'da bir daha ifadeniz var etkin pişmanlıktan yararlanmak için.

Semih Bilgin: Doğrudur.

Metin Çetinbaş: O 13.08'de söylemediğiniz şeyleri söylüyorsunuz. Esasında Yağmur Cansu'nun hem bütün ifadelerinde hem sizin dilekçenizde bu konunun açıklaması var ama şekil halen değişiyor. Şimdi siz Savcı Bey'e gittiğinizde ilk ifadede Savcı Bey sizin bu çektiğiniz paraları sordu mu size?

Semih Bilgin: İlk ifadeye gittiğimde çok hazırlıksız bir şekilde gittim. Müvekkilimin bahsettiği gibi o odada Yağmur Hanım ve Adem benim odamda üçümüz gerçekleştirmiş olduğumuz o Murat Bey ile görüşmelerimizde olayında, ben Adem Bey'e sorduğumda 2025 yılında hiçbir para çekmediğimi bana söyledi. Çünkü Murat Bey bunu sormuş hani para çekmek için çağırıyorlardı, "Bakın Semih para çekmiş mi?" Yağmur'un WhatsApp mesajında var. Adem Bey orada baktığında herhangi bir para çektiğim görülmüyordu 2025 yılına ait. Ben de bu bilgiyle Savcı Bey'in karşısına çıktım. Savcı Bey bana dedi ki "Semih sen 11 milyon 200 bin lira tutarında para çekmişsin." dedi. Evet ben büyük bir hazırlıksız bir şekilde böyle bir şey olamaz diyerekten reddettim, inkar ettim. Çünkü kullanmadım. Cezaevindeyken bu parayı nereden çekmişimdir diye düşününce dediğim gibi çalışma şeklimiz aklıma geldi. Kendi hesabıma gelen ve savcılığa sunmuş olduğum masraf formları aklıma geldi ve bu parayı açıklayabileceğimi düşünerekten etkin pişmanlık ifadesine başvurmak istedim. Olay tamamen bu.

Metin Çetinbaş: Sizin takdiriniz, ona diyeceğim bir şey yok benim. Ancak ilk ifadenizde bahsetmediğiniz, yine 09.09'daki ifadenizde bahsetmediğiniz hususları mahkemede bir daha değiştiriyorsunuz. Şimdi değişiklik şu, sebebini öğrenmeye çalışıyorum. Daha önceki 09.09'daki ifadenizde diyorsunuz ki işte bu para işinin esasında siz Cansu Hanım'a bahsediyorsunuz savcılığın para işini sordu diye. Sonra 09.09'daki ifadenizde Savcı Bey bir kısmını okudu, orada diyorsunuz ki bunu Cansu Hanım'a söylemiştim, o da Murat Bey'e iletmiş.

Semih Bilgin: Bahsettiğim tamam da yine...

Metin Çetinbaş: Ama bak şimdi, şimdiki ifadelerinizde diyorsunuz ki ben orada güvenlik kulübesinde bekçiydim. Benim karşımda 3-4 kişinin bir toplantı yaptı...

Semih Bilgin: O başka bir eylem yalnız.

Metin Çetinbaş: Orada da telefonla konuşurtular kayumların zamanında. Murat'la Gülibrahimoğlu'na bilgi verdiklerini gördüm diyorsunuz. Böyle öğrendim bu para işini. Aynı bölüm, aynı bölümde ifadenizde. Şimdi sorum şu Semih Bey, hepiniz kayyumlara yardımcı oldunuz mu?

Semih Bilgin: Evet olduk efendim.

Metin Çetinbaş: Bu konuda kendi aranızda karar aldınız mı, bütün bilgileri almak için gayret ettiniz mi?

Semih Bilgin: Yani ben taşeronum, benim bilme imkanım yok.

Metin Çetinbaş: Ne sorduysan söylediniz.

Semih Bilgin: Ben ne söyledilerse, ne rica ettilerse sundum.

Metin Çetinbaş: Tamam peki. Şimdi gizli bilgi verecek biri evinde, şirket dışında telefon imkanları varken 3-4 kişi bir araya gelir sizin karşınızda geçer, sadece telefonu görüyorsunuz. Şimdi orada da bana söyledi diyorsunuz savcılık ifadenizde, onu pekiştirmek için şimdiki ifadenizde de mesajları da bana gösterdi diyorsunuz. Cansu Hanım'ın size mesaj göstermek gibi alışkanlıkları var mıydı?

Semih Bilgin: Finalde, finalde çektiğim paraları Ceylan Hanım'a götürdüğünü söylemesin, bana getirdiğini söylesin çünkü...

Metin Çetinbaş: Tamam.

Semih Bilgin: Olay bundan ibaret.

Metin Çetinbaş: Şimdi paramın kime ne için gittiğinin, eşime ya da kendisine dediklerinizin önemi yok. Kendi hesabından çekilen para. Adam da bunları izah ediyor. Ben ifadelerinizin değiştirdiği dizi görüyorum burada. Sebebini soruyorum. Çünkü söylemediğiniz bir toplantıyı bağlayıp bunu izah ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Semih Bilgin: Bunlar bahsettiğim isimlerin...

Metin Çetinbaş: Tamam bak ben okuyorum ifadenizi. Şöyle diyorsunuz ifadenizde: Hatta şirket TMSF'ye devredildikten sonra ben 2 ay kadar güvenlik personeli olarak çalıştım. Bu dönemde şirket içerisinde çıkan problemleri bu şahıslar güvenlik kulübesine gelen ve orada şoförlerin kullandığı kulübe içerisinde Murat Gülibrahimoğlu'nu arayarak ona aktarmaktaydılar. Yine ilk ifadeniz vermek için çağrıldığımda bu durumu Yağmur Cansu Yeşilyurt'a söyledim. Yağmur Cansu Yeşilyurt durumu Murat Gülibrahimoğlu'na aktarmış. O da Adem Başer’e eşliğinde hesabı incelediğinde Murat Gülibrahimoğlu'nun eşi Ceylan'a benim tarafımdan 20 bin euro verildiğini çekildiğini bulmuşlar. Şimdi toplantı yaptılar, kulübede baktılar, bana mesaj gösterdiler dediğin ifadeni diyorsun sen Savcı Bey'e.

Semih Bilgin: Sayın avukat bahsettiğiniz eylemler farklı yalnız. İlk bahsettiğiniz eylem ilk ben ifadeye çağrıldığımda, 12 Ağustos günü akşam saat 5:00 sularında ifadeye çağrıldığımda bu bahsettiğim mesajlaşma olayı oldu. Daha sonraki duruşmada Savcı Bey'in bahsettiği isimlerin bir araya gelerek yapmış olduğu toplantı hususu daha önce ben şirket kulübesinde güvenlik görevlisi olarak çalışırken yan kulübede gerçekleşmiş olan bir toplantı. Aralarında 1 ay 3 aydan fazla var.

Metin Çetinbaş: Peki. Tekrar soruyorum, cevap vermediniz bana. Vermeyin. Şirketle ilgili gizli, yasa dışı bilgi vermek isteseler şirketin önünde sizin yanınızda mı konuşurlar, yoksa çok serbest istedikleri yere mi giderler?

Semih Bilgin: Acil bir şey olmuş, hissi bir eylem konuşuldu yani. Acil bir şey olsa şimdi yöneticiye söylenecek acil...

Metin Çetinbaş: Acil bir şey... ,

Semih Bilgin: Ya acil bir durum olmuş, bunu bilemem yani. Ben gördüğümü söyledim orada sadece.

Metin Çetinbaş: Duymadınız, dinlemediniz. Ama toplantıyı gördünüz. Peki teşekkür ederim.

Semih Bilgin: Bilsem zaten o kısmı anlatırım


ADEM BAŞER AVUKATI SORUYOR

Avukat: Semih Bey, mesai saatleri içerisinde para çekim işlemleri gerçekleştirdiğinizde bunlarla şirket merkezine götürdüğünüzü söylediniz, doğru mu?

Avukat: Tekrar sormamı ister misiniz?

Semih Bilgin: Lütfen.

Avukat: Mesai saatleri içinde para çekim işlemleri gerçekleştirdiğinizde bunları şirket merkezine götürdüğünüzü söylediniz. Doğru mu, doğru anlamış mıyım?

Semih Bilgin: Yanlış tabir olmasın. Hangi tarihlerden bahsediyoruz öncelikle? 2022 yılında yapmış olduğum çekimlerin hepsi WhatsApp yazışmalarında bellidir zaten. Adem Bey mesela demiş 200.000 dolar çekeceksin. Ben de çekmişim. Ne yapacağımı sorduğumda Murat Bey'e teslim edeceğimi söylemiş. Murat Bey'i aradığımda merkez ofiste olduğunu ve ona teslim etmişim. Yine 2022 yılı 130 bin euro çekilmiş. Adem Bey'e demişim ne yapayım? O da bana demiş ki Taylan Deniz'e 120 122.700 dolarını teslim et, geri kalan 17.300 dolarını Murat Bey'e teslim et. Bunun üzerine WhatsApp'tan Murat Bey'e sordum neredesiniz diye ve Cebeci'de olduğunu söyledi. Ona teslim ediyorum. Onun haricinde hangi şeyden bahsediyorsunuz?

Avukat: Peki diğer para çekimlerinde...

Semih Bilgin: Ya diğer para çekimlerini ben yapmıyorum. Genel birlikte yapıyorsunuz. Onları yapan Yener Bey, ben sadece şoförlüğünü yapıyordum.

Avukat: Anladım. Siz Adem Bey'e çektiniz. Çünkü ifadenizin, sorgunuzun bir kısmında ben çektiğim paraları ya Adem Başer'a ya da Murat Gülibrahimoğlu'na teslim ederdim.

Semih Bilgin: Zaten onu burada açıklamışım. Dediğim gibi Adem Bey'e soruyorum parayı ne yapayım diye. Ya şirkete getir diyor ya da Murat Bey'e teslim et diyor. Şirkete getir derse zaten getirip Adem'e... Kayıtları var bu arada evet. WhatsApp yazışmaları mevcuttur. Dosyamıza sunmuş olduğumuz klasörde. Evet. Dediğim gibi yani Murat Bey'e teslim edilecekse de Murat Bey kendisi ya da benim yazmamı söylüyor ve gidip Murat Bey'in merkezine teslim...

Hakim: Bu teslim edilen paraların ne parası olduğunu biliyor musunuz?

Semih Bilgin: Yok efendim. Zaten...

Semih Bilgin: Murat Bey'in şahsi hesabından çekilmiş olan ve Murat Bey'in talimatıyla Adem Başar'ın yazmış olduğu resmi talimatla çekilmiş olan paralardır bunlar.

Avukat: Teşekkürler. Adem Başer'in yazdığı talimatlardan söz ettiniz. Kendisi şirketteki finans yöneticisinden biri diye biliyorum, en doğrusu mu?

Semih Bilgin: Doğru.

Avukat: Yalnızca Adem Bey mi bankaya talimat yazardı?

Semih Bilgin: Murat Bey'in şahsi hesabıyla Adem Bey ilgilenirdi. Nitekim atladığım nokta var, iyi ki hatırlattınız. Bu bu 111.000 TL bahsettiğim masraf formlarının hepsini biz şirket hesabından almıyorduk. Çünkü şirket hesabına yansıtamadığımız vale ücreti veya ne bileyim bir ustaya verilecek bir ücret veya işte oyuncak gibi şirketin kabul etmediği tarzda kalemleri biz farklı bir masraf formu yapıyorduk. Bu arada onların hepsi de mevcuttur Sayın Başkanım. Bunları Murat Bey'in şahsi hesabından veya Adem Bey'in şahsi hesabından yapılıyordu. Ama yine de ben bunları dediğim gibi dosyalamış, yine onaya sunmuş ve onay neticesinde bu paralar benim hesabıma gelmiştir.

Avukat: Evet, ben de dosyaya sunduğunuzu gördüm. Bu paraların Adem Bey'e Murat'ın hesabından geldiğini de gördüm kendisinin.

Semih Bilgin: İşte dediğim gibi eğer ki şirket hesabına yansıtamadığımız bir harcama varsa, örnek bir oyuncağı şirket hesabına yansıtamıyorsun. Ve yani oyuncaklara vaat...

Hakim: Bu kısmı geçelim artık şu para... Avukat bey, zaten Adem Başar paranın ne olduğunu bilmiyorum diyor. Yener Torunler bilmiyorum diyor. Taşıyan şoför bilmiyorum diyor. Paranın sahibi ortada yoksa biz neyi çözmeye çalışıyoruz şu anda?

Semih Bilgin: Zaten paranın sahibi burada olsa bütün problem çözülecek Sayın Başkanım, dediğiniz gibi.

Hakim: Sorular bizi bir yere götürmeyecek zaten yani.

Avukat: Semih Bey, bu şoförlerin kullandığı kulübede yapıldığını iddia ettiğiniz meşhur konuşmalar, bunlar gizli toplantılar mıydı?

Semih Bilgin: Yani hani 4 kişinin bir araya gelerek yapmış olduğu bir toplantıya ne diyebilirsiniz yani. Gerçi şirketin girişinde yapılan bir toplantı ama...

Hakim: Avukat bey soruldu zaten. Gizli olduğunu sordun, nereden çıkardın, neye göre çıkardın? Bir anlamı yok o sorunun, geçelim, geçelim.


HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA SORUYOR

Baver Kaya: Bu Karadeniz turuyla ilgili soracağım ben de, Sayın Savcı Bey de sordu. Savcılık ifadenizde Hüseyin Köksal'ın da uçağa bindiğini söylemişsiniz ama uçuş kayıtlarında öyle bir bilgi yok, katılmamış da aslında o geziye, öyle bir gezi yapıldıysa. Siz Hüseyin Köksal'ı ömrünüzde gördünüz mü, görseniz tanır mısınız?

Semih Bilgin: Gördüğüm şöyle: Hüseyin Köksal'ın Beylikdüzü'nde fabrikası varmış galiba Karsan diye. Murat Bey'i oraya birkaç kere bırakmışlığım, hatta bir kere de bir yılbaşında kendisine çikolata götürmüşlüğüm vardır oraya. Ama kendisini görsem bizzat tanımam. Murat Bey'in arkadaşı olduğunu biliyorum.

Hâkim: Burada sanıklar arasında Hüseyin Köksal'ı tespit etme ihtimaliniz var mı?

Semih Bilgin: Maalesef.

Baver Kaya: Duydunuz o zaman, değil mi?

Semih Bilgin: Duydum, evet. Murat Bey'in yakın arkadaşı olduğunu duydum. Yine Murat Bey'in çocuğu, 10 yaşında bir oğlu var, bu basketbol maçlarından bir tanesine gitmişti. Kendisi arabada konuşurken duydum hani "Hüseyin abi de vardı." gibisinden. Oradan...

Baver Kaya: "Hüseyin abi" diye söyledi ama "Hüseyin Köksal" demedi, değil mi?

Semih Bilgin: Evet.

Baver Kaya: Anlaşıldı.


YENER TORUNLER AVUKATI AHMET KESKİN SORUYOR

Ahmet Keskin: Herkese sorduğum benzer bir soru soracağım. Benim müvekkilim Yener Torunler patrona çok yakın, patronun dibinde olan, neredeyse her yaptığı işi bilen, her yaptığı işe ortak olan birisi gibi lanse ediliyor. Biz de Yener Torunler'ın sadece bir idari müdür olduğunu ve şirketteki işte şoförler, araçlar, bina ve benzeri işlere baktığını iddia ediyoruz. Sizin gözleminiz bu konuda nedir?

Semih Bilgin: Yani Yener Bey... Kusura bakar mısın? Yener Bey şirkette en çok azar yiyen kişi olduğunu söyleyebilirim. Yani kendisinin görevi idari işler müdürü. Şoförler, bizlere ve aynı zamanda mutfak personeline bakan kişiydi. Şirkete bir şoför veya bir personel alınacaksa Yener Bey ilgilenirdi.

Ahmet Keskin: Siz Murat Gülibrahimoğlu'nun bir örgüt üyesi olduğundan hiç şüphelendiniz mi?

Semih Bilgin: Ben herhangi bir örgüte hayatım boyunca hiç üye olmadım. Eğer böyle bir örgüt yapılanması olduğunu hissetseydim istifa ederdim zaten. Yani ben bir örgüte üye değilim ama ortada bir örgüt var mıdır, yok mudur ona bir şey diyemem.

Ahmet Keskin: Sadece kanaatinizi soruyorum. Siz çok güzel söylediniz; bir örgüt olduğunu düşünseydim o ortamda çalışmazdım dediniz.

Hâkim: Kanaat bizim için bir önem arz etmiyor, sorduk zaten.

Semih Bilgin: Ben herhangi bir örgüte üye değilim.

Ahmet Keskin: Sizce Yener Bey'in Murat Gülibrahimoğlu ile yakınlığı, onun bir örgüte üye olduğunu bilecek kadar mıydı?

Semih Bilgin: Yani Yener Bey'in de bir örgüte üye olacağını tahmin etmiyorum. Olmadım.

Ahmet Keskin: Yani Murat Gülibrahimoğlu bir örgütün üyesi olsa, yanına alacağı ilk adam Yener Torunlar mıydı?

Semih Bilgin: Kesinlikle değildir. Yani Murat Bey'in karşısında, öyle kokan, içi dışı bir adam değil de karşı taraftan çok uzak bir adamdır yani. Şöyle şöyle izah edeyim: Ben 10 yıldır şoförlüğünü...

Hâkim: Avukat Bey, bu yorumunuz bizim için şu anda hiçbir hükmü yok ki avukat Bey. Yani Murat Gülİbrahimoğlu örgüt olsa yanına ilk Yener Bey'i mi alır sorusuna sanığın vereceği cevabın bizim için bir önemi yok.

Ahmet Keskin: Sayın Başkanım, iddianame yorumdan ibaret olunca savunma da yorumdan ibaret oluyor.

Hâkim: O da sizin yorumunuz. Bu kısmı gereksiz bizim için. Yani sanığın bu anlamdaki yorumunun bir önemi yok. Gördüğü, duyduğu şeyleri söylüyor işte. Buyurun, devam edin sorularınıza.

Ahmet Keskin: Yani para çekme meselesini sordum, ona da aynısını söyleyeceksiniz. Sizin para çektiğiniz mevzuatla, Yener Bey'in para çektiği mevzuat arasında bir fark var mıydı? Yani Yener Bey sizinle aynı yöntemle mi para çekiyordu, yoksa onun özel bir yetkisi var mıydı? Özel gidip istediği gibi para alabilir miydi, istediği gibi kullanabilir miydi, paranın nasıl harcanacağına karar verebilir miydi?

Semih Bilgin: Hayır. Benim çekmiş olduğum para Adem Bey'in yazmış olduğu yazılı talimatla bankadan gerçekleşiyordu. Yener Bey'in çekmiş olduğu para ise ya döviz bürosundan nakit gidip dövizle çıkma ya da işte bahsettiğim gibi altın, işte boş gidip altınla çıkma şeklindeydi.

Ahmet Keskin: Talimat alarak mı yapıyordu bu işlemleri, yoksa...

Semih Bilgin: Onu ben bilemem. Bana sadece, "Semih çıkıyoruz." diyordu ve biniyorduk arabaya. Biliyorsunuz ben sadece şoförüm.

Ahmet Keskin: Anladım. Ben genel bankadan para çekme işlemleri için söylüyorum. Yener Bey'in şöyle bir lüksü var mıydı: "Hadi Semih gidelim kafamıza göre bankadan para çekelim." deyip bir inisiyatif kullanabiliyor muydu, yoksa finans, muhasebeden veya patrondan öyle bir talimat alması gerekiyor muydu?

Semih Bilgin: Yani bir bankadan üçüncü bir kişinin gidip yetkili bir kişinin hesabından kafasına göre para çekebileceğini ben zannetmiyorum.

Ahmet Keskin: Bankaya talimat gitmiş olması gerekiyor, değil mi şirketten?

Semih Bilgin: Tabii ki, şirketten.

Ahmet Keskin: Şirketten bankaya talimat. Peki Yener Bey para çekmeye gittiğinde bunun bir şirket işlemi olduğunu, bunun işine dair olduğunu düşünüyordu, doğru mudur?

Semih Bilgin: Doğrudur, evet efendim.


SEMİH BİLGİN AVUKATI SELCEN AKAR SAVUNMASI

Efendim, müvekkilim hakkında, şirket sahibi Murat Gülibrahimoğlu'nun işlettiği iddia olunan kara para aklama, devletin dolandırılması, kaçakçılık faaliyetleri ve bu gelirlerin kayıt dışı döviz olarak saklanmasına ilişkin eylemlere iştirak ettiği ileri sürülüyor iddianamede.

Ve sizler de dinlediniz, gizli toplantı denilerek bir toplantıyı gizli olarak addetmiş Sayın Savcılık ve örgüt lideri ile yönetici arasında irtibatı sağlamak olarak bir suç isnadında bulunmuş. Efendim, müvekkilim maaşlı bir çalışandır. Banka hesapları ve ailevi yaşam standartları da görüldüğü üzere —ki bunların hepsi incelenmiştir zaten— kendi halinde şoförlük yaptığı ve mesleğinin karşılığı olan maaşını aldığı görülecektir. Hani müvekkilimin örgüt lideri ile yönetici arasındaki irtibatı sağlayıp gizli toplantılara onu dahil etmek gibi hangi noktada bir duruşu olabilir, gerçekten anlamak zor. Yani Emirgan Korusu'nun da halka açık ve gizli bir mekân olmadığını da zaten kendisi de ifade etti. Ne Emirgan Korusu ne şirket... Müvekkil bir şofördür ve kendi maaşlı çalışan olması itibarıyla gerçekleştirdiği görevlerini örgüt üyeliği veya örgüte yardımcı olma gibi şeylerin altına sokmanız hukuken veya ceza kanunu uyarınca zaten mümkün değil. Kolaylığını biliyoruz, oturup sizlere uzun uzun maddelerden bahsedecek değilim zaten.

Yine bir çek götürdüğünü kendisi de anlatıyor ve savcılık buna "örgütün finansal iş birlikçisi SarpYalçınkaya ile irtibat kurmak" olarak bir yorumda da bulunuyor. Ona bir çek teslim edilmesi, bir çalışanına bir üstünün talimatıyla çek teslim etmesi veya işte ne bileyim kapalı zarfın içerisinde bir yere bir kaşe götürülmesi, benim müvekkilim şeklinde çalışan bir kişinin zaten üstlerinden sorgulayabileceği veya ne olduğunu anlayıp da değerlendirip kendi içerisine de bir kast katabileceği bir hareket, eylem değildir. Bunlar işinin gereğidir, yapması gereken işin gereğidir.

Aynı şekilde bu bahsettiğiniz, kendisinin de anlatmış olduğu işte para getirme, götürme, para transferi işleri de aynı şekilde. Yani "Gel" derler gelir, talimat verirler "Git şuradan parayı çek" derler; boş vakitlerinde, yani evde çalışmadığı süreçlerde bunu yapmış olduğunu zaten kendisi de anlattı. Hatta dosyanın içerisine bunu "Şunu yap, şuradan para getir, şu kişiye ver, şuraya bırak" şeklinde WhatsApp görüşme kayıtlarına kadar kendi telefonundan çıktı alıp kendisi dosyaya teslim etmiştir müvekkilim.

Şimdi müvekkilim ilk etapta zaten MASAK'ın "bu 11 milyonluk bir hesabına para girişi var ve çıkışı var" şeklindeki yorumu üzerine savcılığa çağrılmıştır, kendisinin de anlattığı üzere. Şimdi burada bu 11 milyon, baktığınız zaman o günün şartlarında da hani müvekkilime de çok ciddi bir rakam olarak gelmiştir ama detayları göreceğiniz üzere kendisi zaten anlattı. Bakın bir tane ben sizlere örnek göstermek istiyorum: Prada Bosphorus Limited Şirketi... Leyla Hanım'ın bilgisiyle 53.300 TL bir para gönderme işlemi var. Bu evet, müvekkilim tarafından ödenen bir para ama çok açık, hani Prada'dan bir çanta alınmış, bir kıyafet alınmış, ne alındıysa... Ve bunun da dekontu sunulmuş ve muhasebeden de bu paranın geri girişi müvekkilime sağlanmış. Bu ve bunun gibi kendi izah ettiği birçok harcama evet, doğrudur, müvekkilimin kredi kartından veya banka hesabından yapılmıştır ama kendisi bunun dekontuyla birlikte ilgili yerlerden onayını da aldıktan sonra imzalatmış, dosyalamış, muhasebeye sunmuştur ve birer nüshasını da mavi bir klasör olarak biz zaten ifade esnasında savcılığa teslim etmiştik. Yani 8 yıllık bir çalışmanın akabinde yapılan giriş ve çıkışlardır. Yani biz hiçbir zaman demedik ki müvekkilim, evet bana işte Adem Başer para gönderdi veya işte Murat Gülibrahimoğlu bana para gönderdi... Bu gelen paralar da eğer o hesaplardan geldiyse yine bu ödemelerin karşılığıdır. Yani durduk yere bir yere versin de ödeme yapsın şeklinde ödenen paralar zaten değildir.

Bu anlamda ben çok uzatmadan tek tek de fiillere girmek istemiyorum. Kendisi şeyi de söyledi, onu da unutmadan söylemek istiyorum: Örgüt yöneticisine bilerek ve isteyerek yardım etmeyi de şeye bağlamışlar efendim; firar sonrası lojistik para transferi diyerek kaptana… (anlaşılamadı) verilen bir paradan bahsetmişti. Ancak onun tariflerine bakacak olursak nisan ayıdır. Nisan ayında henüz Murat Gülibrahimoğlu hakkında bir yakalama kararı çıkartılmış değil, şirkete kayyum atanmış değil. Dolayısıyla müvekkilin bunun herhangi bir suç unsuru olduğunu düşünecek bir durumu yoktur. Zaten suç olup olmadığını da şu anda biz de bilmiyoruz. Hani belki kaptanın maaşıdır, belki herhangi bir gemiyle ilgili bir şeyin ödemesidir, onu bilemiyoruz. Zaten müvekkilim orada da yine sadece işini yapmış ve o parayı söylenildiği yere götürüp teslim etmiştir. Ne olduğunu bilme şansı zaten yoktur.

Dolayısıyla bunların hepsini toplarsak müvekkilimin yaptığı tüm hareketlerin yaptığı işle ve görev tanımı kapsamında olduğu, bunun bir örgüt üyeliğiyle iltisaklandırılamayacağı çok açıktır. Dolayısıyla müvekkilimin açıkça bunları anlatmış olduğu dosyası içerisinden de tespit edilmesi üzerine zaten savcılıkça da hani 40 gün tutuk kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Müvekkilimin durumunun bu şartlar altında zaten değerlendirileceğini düşünüyorum ve bu şartlar altında da müvekkilime herhangi bir şekilde örgüt üyeliği, işte örgüte bir kasıtlı şekilde suça iştirak etmek gibi herhangi bir suç isnadında bulunulamayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenle şu anda üzerinde herhangi bir yurt dışı çıkış yasağının dışında da bir tedbir yoktur. O nedenle ek olarak bir talebimiz olmayacak. Ancak tabii ki ileri vadede beraatini talep ederiz. Teşekkür ederim.

EYÜP SUBAŞI'NIN AVUKATI TALEPTE BULUDNU

Avukat Oğuzhan İlhan:

Sayın Başkan öncelikle müvekkilimin bütün savunmalarına, etkin pişmanlık kapsamındaki ifadelerine iştirak ettiğimizi belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Sizin de az önce belirttiğiniz gibi kendi ifadesi gayet makul bir sürede geçti ama kısmen itiraz ettiğimiz, kısmen lüzumsuz, kısmen gereksiz itirazlarla soru adı altında farklı durumlar katılıp anlamlar yüklenen meselelerle burada hepimizin yaklaşık 5 6 saati çalındı. Ama benim gördüğüm tablo şudur ki güneş balçıkla sıvanmaz. Karşımızda Cumhuriyet tarihinin benim mesleki kariyerimde de gördüğüm hemen hemen en tehlikeli, en büyük yolsuzluk nosyonunu çıkar amaçlı bir suç örgütünün yargılandığı bu salonda, müvekkilime ve diğer etkin pişmanlıktan yararlanan sanıklara yapılan bu muameleyi ben kabul edemiyorum. Bu sözlerim tepki de çekebilir. Umrumda da değil. Umrumda da değil. Herkes yaptıklarının vebalıyla sorumludur. Mahkeme neticede bu işe bir kararını verecektir. Ama herkesin savunmasına, kutsalına, özelinde mahremine riayet ederek bu süreci yönetmek herkes için en sağlıklısı olacaktır.

Hakim: Avukat bey bu arada müvekkilinizle ilgili ek savunmamız var. Eylem 61 62 63 78 yönünde. 235/1 235/2-A-1 BL 39 43 bir de 220/7'den ek savunmamız var. Bu da kayda geçsin. Buyurun devam edin.

Ek savunma için süre talebimiz olacak efendim. Şimdi kendisi zaten ayrıntılı bir şekilde ifade etti. Burada şunu ifade etmek istiyorum. Müvekkilimin gözaltına alındığı tarih ile yapmış olduğum müracaatlar arasındaki tarih dikkate alındığında aslında kendisine yasal olarak tanınan bu etkin pişmanlık müessesesinden hemen hemen ilk istifade eden sanıklardandır. Bu nedenle gerek Ertan Yılmaz (YILDIZ) ile ilgili gerekse de başka şahıslarla ilgili ifadelerdeki çelişkileri değerlendirirken bunu özelde dikkat etmek gerekir. Müvekkilimiz verdiği bilgilerle beraber aslında dosyanın aydınlanmasına ciddi anlamda hizmet etmiştir ve burada da herhangi bir yalan veya iftira kaygısı gütmeden elindeki tüm bilgi, belge ve doneleri de gerekli makamlarla paylaşmıştır.

İddianameyi bir bütün olarak aldığımızda zaten beyanlarının hemen hemen ciddi bir bölümünü kapsadığını da görüyoruz. Müvekkil hakkında bizim burada bahsetmek istediğimiz husus aslında sistemi, İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün nihai hedefi olan sistemi, onun işletim aracı olan sisteme yaşadığı mağduriyetlerle en çıplak ve net şekilde izah eden bir kişidir. Müvekkil yaklaşık 30 yıldır reklamcılık sektöründe faaliyet gösteren, 2019 arifesinde de yapmış olduğu yatırımlarla camia dünyasında da gelen biridir. Bunu da salondaki ilgililer aslında bir yerde de teyit etti. Kendisi pandemi gibi zor bir dönemde ciddi bir yatırım yaptı. Sanık Murat Ongun burada müvekkilimin mali durumunu analiz ederken işte 47 milyon borcu ödeyemeyen birinden 100 milyon rüşvet mi istenir dedi ama şunu kaçırdı, pandemi gibi bir dönemde 11 milyon dolar yatırım yapan birinden herhalde 100 milyon istenebilir.

Veya henüz burada Kültür A.Ş. ile ilgili ayrıntılara değinirken benim bildiğim Murat Ongun'un bir başkan danışmanlığı, sözcülüğü görevi vardı. Arkasından Medya A.Ş.'de bir görevi vardı. Kültür A.Ş.'de bir görevi yoktu diye biliyorum. Ama gelinen aşamada baktığımızda Kültür A.Ş. ile ilgili bütün süreçte daima bir söz sahibi ya da gayriresmi gerekli bütün tedbirleri de alabilecek pozisyonda. İşte sistem tam olarak aslında budur. Keza aynı şey Fatih Keleş için de geçerlidir. Bir kulüp başkanı iken gerekli bütün görüşmelerde örgüt lideri adına gerekli sözleri, talimatları verip hareket edebilen ve bunların sonuçları olabilen bir durumdur. Nitekim müvekkilin savcılıkla paylaştığı WhatsApp görüşmelerine de baktığımızda Murat Ongun'la 29 Nisan 2022 tarihli görüşmesinde az önce kendisi burada Galatasaray Spor Kulübü'nün o hususta yetkili olduğunu, burada kendisinin herhangi bir inisiyatif alamayacağını belirtmesine rağmen mesajda şu ibareyi kullanmakta: "Hala bir söküm yok. Sanırım bazı tedbirler ve yaptırımlar almamız gerekecek." mimbalinde tehdit dolu bir mesajla aslında müvekkilin yaşadığı baskıyı net bir şekilde ifade etmiştir.

Biz bu durumda aslında yaşanan bu gelişmelerle sistemin, örgütün nasıl ve ne suretle çalıştığını büyük ölçüde anlamış oluyoruz. Burada yapılan ihaleler ben de birazdan bir flash bellek paylaşacağım. Müvekkilin 2019'dan 2024 sonuna kadar İBB nezdinde, iştirakler nezdinde aldığı tüm ihaleler, yaptığı işler, verdiği teklifler, ödemeler, iş emirleri, hakedişler, sahadaki bunların karşılıkları, tedarikler bunlara ilişkin tümünün detaylı bilgisi var. Aslında burada kendisinin de ifade ettiği gibi bir yatırım yapmış, bir projeye inanmış, bunun gereğini dürüst bir iş adamı olarak yerine getirmiş ama sistemin radarına girmiş. Sistem buradaki kazancı görünce ortak olmaya çalışmış. Ortak olmaya çalışırken belli bir yere kadar sömürmüş. Arkasından da bir şekilde tabiri caizse burada devirle ilgili hususu sağlayarak müvekkilimi dışarıda bırakmıştır.

Arkasından da yapılan operasyonlarla tüm bu gerçekler ortaya çıktığında işte ailesiyle ilgili hususlar gündeme getiriliyor. Ekonomik durumundaki sıkıntılardan bahsedilerek ifadelerinin içi boşaltılmaya çalışılıyor. Tabii ki savunma hakkı kutsal. Her türlü inkara ve yalana başvurulabilir, buna da saygı duymak lazım. Ama bizim de burada sunduğumuz verilerin gerçekçiliğini göz ardı etmemek lazım. O nedenle ben mübaşir arkadaşlar bana yaklaşabilirse bir flash belleği teslim etmek istiyorum. Sayın heyetiniz bunu muhakkak inceleyecektir. Lüzumu halinde bilirkişi marifetiyle de bir inceleme talebinde bulunuyoruz.


Sonuç olarak müvekkil üzerine atılı suçlamalardan örgüt üyeliği hakkında kendisi zaten ayrıntılı savunmalarda bulundu ama örgütün kendisine yaşattığı mağduriyetlerden de anladığımız kadarıyla bu örgütün bir mensubu olması söz konusu değildir. Yine üzerine atılı iki eylemde ihaleye fesat karıştırma suçuna iştirakinden bahsedilmekte. Ancak buradaki ihale süreçlerine baktığımızda bu ihaleler İBB ile iştiraki arasında gerçekleşmiştir. Burada da müvekkilin herhangi bir siyasi ve idari konumu olmaması nedeniyle bu suça iştirakinin mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yine sunmuş olduğumuz bilgi ve belgelerin içerisinde bu ihalelerin rasyonelliği de göz önüne alındığında burada herhangi bir fesat unsurunun oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkille ilgili kamu zararına bir dolandırıcılık suçunun işlendiği isnadı var. Burada da müvekkil tarafından yine hiçbir şekilde hile unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığını düşünüyoruz.

Sonuç olarak, kendisinin tekrardan altını çizmek istiyorum; gözaltında geçirdiği ve tutuklulukta geçirdiği yaklaşık 2,5 aylık sürenin sonunda etkin pişmanlıktan hür iradesiyle istifade etmesi, ayrıntılı bir şekilde delilleriyle birlikte yapmış olduğu başvurusu neticesinde etkin pişmanlıktan yararlanmıştır ve yargılamaya ciddi anlamda bulunduğu katkı da dikkate alınarak biz müvekkil hakkında verilecek kararda bunun gözetilmesini talep ediyoruz. Diğer suçlamalar yönünden ise bahsettiğimiz unsurların, yasal unsurların gerçekleşmemesi nedeniyle de beraatına karar verilmesini talep ederiz. Yine geldiğimiz aşama itibarıyla de müvekkil ve şirketleri hakkındaki uygulanan tedbirlerin de ölçülülük ilkesi uyarınca kaldırılmasını talep ediyoruz.

PINAR TÜRKER'İN AVUJKATI TALEPTE BULUNDU

Avukat: Efendim şöyle, çok kısa bir söz rica edeceğim sizden, müsaade ederseniz. Efendim bu durum sizin de malumunuz olduğu üzere daha önce de beyanlar gerçekleştirilmiş...

Hakim: Ama benim de bilgim var. Duruşma arasında koğuşta da birkaç kere gerçekleşmiş, biliyorum. Tansiyon düşüklüğü problemi

Avukat: Biliyorum efendim. Başka bir söyleyeceğimi müsaade ederseniz... Biliyorsunuz daha önce başka bir meslektaşımız da bu konuya değindi. Sabah çok erken saatte burada hazır ediliyorlar. Duruşmalar saat 2'ye kadar sürüyor biliyorsunuz. Yani belirlenen tarihten bir iki hafta sonra duruşmaların bitmesinin bu insanların sağlığından daha önemli olmadığını düşünüyoruz.

Dolayısıyla burada 14-15 saat bir sandalye başında beklemeleri gerçekten birçok sanık için, aynı zamanda bizim vekillerimiz açısından da sıkıntı teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu konuyu bir tekrar değerlendirmenizi rica ediyoruz. Mümkünse duruşmaları makul olan saatlerde, 8 saat içerisinde bitirebilirsek...

Yani yarın bu insanların başına bir şey gelirse bunun vebalini hiçbirimiz ödeyemeyiz. Bu konuyu dikkate almanızı rica ediyorum.

ARA SONA ERDİ

Ara sona erdi. Fenalaşan Fatoş Pınar Türker salona getirilmedi.

FATOŞ PINAR TÜRKER FENALAŞTI

Duruşma devam ederken Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker baygınlık geçirdi. Sağlık ekipleri geldi. Duruşmaya ara verildi.

Türker, geçtiğimiz hafta koğuşunda bayıldığını ve 25 yıl önceki hastalığının nüksettiğini söylemişti. Türker şöyle konuşmuştu:

"Tansiyon sorunu da yaşamaya başladım. üç kez bayıldım. Bir defa omuzumdan yaralandım. Bir defa başım açıldı. Bunlar revir kaydında var. En sonunda hastaneye sevk edildim. Zannedersem üç kez hastaneye gidip geldim. EKG, efor, işte holter vesaire fakat doktor kesin bir çözüm bulamadı. ‘Senin geçmişindeki detayları bilmediğim için sen en iyisi de bir ilaçlarını bırak, kendini ayarlamaya çalış, bir de bayılma diye bol tuzlu ye, bakalım ne olacak’ dedi. Benim babam da doktor. Kendi doktorlarıyla konuştu.

25 yıl önceki hastalığın başlangıcının tekrar etmiş olabileceğini, dolayısıyla hem detaylı tetkik, mümkünse anjiyo yapılmasını önerdiler. Son 1 aydır rahatsızlığıma dair Adalet Bakanlığı cezaevine yazılı bir talimat geçmiş. Gece gündüz fark etmeksizin 7/24 her 15 dakikada bir iki infaz koruma memuru odama geliyor. Beni kontrol ediyorlar. Gece uyurken de geliyorlar. Eğer ikinci geldiklerinde aynı pozisyonda yatar bulurlarsa ışığı açıyorlar, beni uyandırıyorlar."

"İLK 2 İFADEDE SİSTEM DEMİYOR"

Emrah Bağdatlı’nın avukatı Mehmet Zengin, Eyüp Subaşı’ya itirafçı ifadelerini hatırlattı ve ilk 2 ifadesinde "Sistem" demediğini daha sonra neden "Sistem" kelimesini kullandığını sordu...

Mehmet Zengin: Şimdi size sorulduğunda ilk iki ifadelerinizde, bütün böyle hani çok kapsamlı da bir ifade vermişsiniz, sistem lafı yok. Sonra savcılıkta da yok. Sonra 16.05.2025'te bir sistem diyesiniz geliyor, bunu da savcıdan duyuyorsunuz zannediyorum, biraz önce söylediğiniz gibi. Doğru mu?

Eyüp Subaşı: Savcı Bey'in genel itibarıyla... sistem denildiğini siz de duydunuz mu, biliyor musunuz? Evet, savcılık tabii ki orada bir ifadesi var ama genel anlamda sistem olarak zaten daha çok biz danışmanlardan duyduğumuzu biraz önce söylemiştim dikkat ederseniz.

Mehmet Zengin: Peki. Şimdi bir sistemi bana bir onu sorayım. Şöyle bir dakika. Şimdi hem mekanizma demişsiniz, oluşum demişsiniz, sistematik olgu denmiş. Başkalarının söylediğini zaten biliyorum, neler neler söylenmiş yani. Sistem hem kasa, hem model, hem aktör yani hani kerameti kendinden menkul bir yapı. Sizden sistem tanımını duymak istiyorum. Siz sistemi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir bilelim yani bu nasıl çalışıyor?

Hakim: Sorduk zaten avukat Bey, bu soruyu sorduk.

Eyüp Subaşı: Benim sistem tanımım net. Bu konudaki karar yüce mahkemenindir. Verdik, içinde bulunduğumuz süreci anlattım zaten.

DURUŞMA BAŞLADI

Duruşmaya verilen ara sona erdi. Eyüp Subaşı konuşmasına devam ediyor.

ARA VERİLDİ

Duruşma savcısı: İletişim Koordinatörlüğü'ne araç gönderdiniz mi? Market kartı verdiniz mi?"

Eyüp Subaşı: Sözleşmemin ana maddelerinden biri 5 araç tahsisiydi. Sözleşmesi biten araçları teslim ettiler. Sosyal yardım amaçlı 1,5 milyonluk market kartı verdim.

Duruşmaya öğle arası verdi.

O SORUYA YANIT VERMEDİ

Murat Ongun, Subaşı'nın sözünü ettiği indirim ve zam kararlarının Belediye Meclisi tarafından alındığını belirtti.

Ongun'un "Kamu kurumlarına borcunuzu ödemediğinizde devletin belirlediği faiz uygulanmazsa Sayıştay'a takılır. Siz pamuklara mı sarmalanmak istiyordunuz?" sorusuna Subaşı yanıt vermedi.

Ongun'un "Birçok ihale kazandınız. Bana bir komisyon getirdiniz mi, sizden kamunun hakkı dışında para istedim mi" sorusuna Subaşı, "Hayır" yanıtını verdi.

MURAT ONGUN "RÜŞVET" İDDİALARINI SORDU

Murat Ongun: 46 milyon borcunu ödeyemeyen birinden 100 milyon rüşvet talep edilmesi hayatın olağan akışına aykırı değil mi?

Subaşı: 2019 sonrasında 682 milyon kira ödemiş bir şirketten söz ediyoruz. Bir firmanın borç yüküyle ticaret yapması farklı, yükümlülüklerini yerine getirmesi farklı.

Ongun: Ağdalı konuşmalarınız yerine, size Kültür A.Ş.'den çekilen ihtar sayısını söyler misiniz?

Subaşı: Mobbingtir.

Ongun: Kurumsal yapıların yapması gerekenlere sıfat takmanız yapılanı değersizleştirmez.

"EKREM BEY İLE GÖRÜŞMEM OLMADI"

Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun oldu. Ongun, "Mahkemede söyledikleri mi doğru kabul edilecek, savcılıkta mı?" diyerek söze başladı ve göreve başladıktan sonra Subaşı'ya "Sorumluluklarınızı yerine getirin" dediğini belirterek, "Demek ki bir eksiklik var" ifadelerini kullandı.

İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Subaşı'ya, "Fatih Keleş'le 2014 seçimleri öncesinde tanıştık demişsiniz. 2014'te Beylikdüzü kazanıldıktan sonra belediyeyle hiç iş yaptınız mı?" diye sordu. Subaşı, "Yapmadım" dedi. Keleş bunun üzerine, "5 yıl boyunca iş yapmamışsınız, 5 yıl sonra mı aklınıza geldi?" diye sordu. Subaşı, "Benim Ekrem Bey ile görüşmem olmadı" dedi.

"SİSTEM" SORUSU

Subaşı, belediyeyle çalıştığı için reklamcı olmadığını, tam aksine reklamcı olduğu için belediyeyle çalıştığını belirtti. Eyüp Subaşı, İBB'den aldığı ihalelerin tamamının belgeli ve ticari işler olduğunu, eşi ve oğlu adına kurduğu şirketleri aslında kendisinin yönettiğini belirtti.

Mahkeme başkanı "sistem" sorusu yöneltti...

Mahkeme başkanı: "Sistem" ifadesini siz mi kullandınız yoksa savcı sorarken "sistem" diye mi sordu?

Subaşı: Savcı “Sistem deniliyor, siz de aynı şekilde sistem diye yorumlar mısınız” dedi. Ben de “Tabii” dedim.

DURUŞMA BAŞLADI

Duruşma başladı. Eyüp Subaşı savunma yapıyor.

Kaynak: Halk TV

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

AFAD’ın deprem cihazına parası yok tanıtıma var! İktidar gazetesine konuşan Nurseli İdiz: "Türkiye'de ayrıştırmayı laik kesim başlattı. Sokakta donla, sütyenle dolaşıyorlar. Çıplak kadın görmekten fenalık geldi" Adli kontrolle serbest bırakılan AKP'li avukat Mücahit Birinci konuştu: "Mesleği ifa ettiğim için garip bir durumla karşı karşıyayım" İmamoğlu İBB Başkanlığı boyunca yaşadıklarını anlattı! "Bazılarını söylemeye utanıyorum"